|
Savaş Dinçel’le
ilk kez 1989 yılında Yusuf Kurçenli ile birlikte oluşturduğumuz
Işık Film’in Beşiktaş’taki ofisinde tanıştık..Haldun Taner’in
“Ay Işığında Şamata” adlı öyküsünden 4 bölümlük bir TV dizisinin
senaryosunu yazacaktı… Hemen de yazdı senaryoyu..TRT’ye önerdik zaman
yitirmeden ancak, sakıncalılardan oluşan bir ekibin önerisi olduğundan
olsa gerek, reddedildi projemiz…
Sonra sevgili dostum Müjdat Gezen’in büyük bir özveriyle
gerçekleştirdiği MSM’nin (Müjdat Gezen Sanat Merkezi)
oluşmasıyla daha sık görüşmeye başladık..İkimiz de orda öğretmen olarak
görevliydik.. Bu nedenle de sıkça birlikte olma şansımız oluyordu..
Savaş’ın
Dünya güzeli eşi Sumru’yla dostluğumuz da MSM’de gelişti…
Derslerimizin aynı güne rastlaması nedeniyle gelişen bu dostluk beni o
kadar mutlu ediyordu ki anlatamam.. Çok özeldi Sumru da, Savaş
gibi..
Savaş’ın
Türk ve Dünya Tiyatrosu’na armağan ettiği Barış Dinçel’in de bu
babaya yakışır bir oğul olarak kendi dalında büyük başarılara imza
atması da beni sevindiren ve mutlu eden bir başka yanı işin…
Savaş’la
zaman zaman Arif ve Azmi’nin Çiçek Barı’nda da
karşılaşarak söyleşmek ise yaşamımın asla unutamayacağım anılarını
oluşturur..
Bir gün Barış’ın dekor tasarımlarının başarısında, onun yetişip
birikimli bir insan olmasının dışında katkısı olup olmadığını sorduğumda
hafifçe gülümseyerek şunları söyledi Savaş bana:
“Sevgili
Cücenoğlu… Okuyor oyun metinlerini ve yaratıyor Dünyasını… Ben de
yalnızca kutlamakla yetiniyorum oğlumu… Tabii ki gurur duyuyorum
onunla.. ”
Oynadığı her oyunda Savaş’ı izlemek bir çok insan gibi bana da
büyük keyif veriyordu..
Hem sahneye yakışıyor, hem varlığıyla, oyunculuğuyla büyülüyordu beni..
Tiyatrokare’de
sahnelenecekti Neyzen adlı oyunum ve bir erkek oyuncu aranıyordu
Neyzen’i canlandıracak..
Kızım Gamze dedi ki:
“Bana
göre Neyzen’i Savaş Dinçel oynamalı baba.. O büyük bir aktör…
Üstelik oyunun bir kat daha değerlenir..”
Hemen önerdim Nedim Saban’a… Ancak Savaş’ın yoğunluğu bu projede
yer almasını engelledi.. Hala yanarım… Kaldı ki hiçbir oyunumda
elinde olmayan nedenlerden dolayı oynayamamış olması da en büyük
üzüntümdür..
Tiyatronun içinde olması, tiyatroyu çok iyi bilmesi onun oyun yazarı
olarak da başarılı metinler ortaya çıkartmasını sağladı…
Sait Faik
Abasıyanık’ın öykülerinden oyunlaştırdığı ve oynadığı
Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye ile özgün oyunları Gürültülü
Patırtılı Bir Hikaye ve Uçurtmanın Kuyruğu Türk tiyatro
dağarına armağan ettiği önemli oyunlardır.
Kaldı ki dört kol çengiydi Savaş…
Karikatür ve çizgi alanında da inanılmaz ürünler verdi…
Zekası, dünyaya bakışı o kadar farklıydı ki ölümsüz ürünler üretmesinde
birikiminin ve zekasının büyük avantajıyla hep üretti , durmadı asla..
MSM’nin duvarlarını süsleyen bir çok çalışması hep hayranlığımı
artırmakta etken olmuştur..
Geçtiğimiz yaz Müjdat Gezen telefonla aradı beni..
“
Tiyatrocular adlı oyununu bizim tiyatromuzun repertuarına
aldık..
Kim yönetecek biliyor musun?”
“Kim?”
dedim..
“Savaş”
dedi.. “Bak seninle konuşacak..”
“Oyunu
sahneleyeceğim izin verirsen” dedi..
“İzin
ne demek” dedim. “Beni mutlu edersin”
“Bir
iki yerini budayalım öyleyse..”
“İstediğini
yap.. Eti senin kemiği benim” dedim..
“O
kadar da değil” dedi.. “Bir iki yerine dokunmanı istiyorum..”
“Beni
karıştırma istediğini yap” dedim.. “Senin yapman yeterlidir.
Zaten sen de önemli bir yazarsın.. Çok sevindim”
Gerçekten de çok mutlu olmuştum..
Yönetmen olarak da olsa bir üretimde birlikte olacaktık..
Ama bu da olmadı..
Hastaneye kaldırıldı ansızın..
Sonra acılı bir süreç başladı..
Sondan bir önceki kaldırılışında koştum Hastaneye hemen…
Yaramaz çocuklar gibi sırtını vermiş duvara, oturuyordu yatakta..
Sumru
ise acıyla gülümsüyordu… Dokunsam ağlayacaktı… Böyle durumlardaki
çaresizliğimle, ne diyeceğimi şaşırıp, yaşaması gerektiğini falan
söyledim.
* * *
Sonra yeniden çıkarttılar hastaneden..
Aradığımda “iyi” diyordu Müjdat..
Ama sesi titriyordu söylerken…
O
günden sonra hep Müjdat’ı düşündüm..
Yıkılırdı gerçekten..
Bir çok dostu vardı ve bazılarını da yitirmişti Müjdat..
Ancak Savaş hepsinden farklıydı Müjdat için.…Farkındaydım
bunun..
Endişem büyüyerek geçiyordu günler..
* * *
Sonunda beklenmeyen son geldi ve Savaş’ı yitirdiğimizi TV’den
öğrendim..
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki
törene kadar arayamadım Müjdat’ı.. Sonra Şehir Tiyatrolarında
Can Doğan, Orhan Alkaya ve diğer dostlarının ve sevenlerinin
duyarlı konuşmaları.. Barış’ın acıyla kıvranışı..
Öğrencilerinin çırpınışı.. Sumru’nun çaresizliği..
Teşvikiye Camii ana baba günüydü..
Müjdat’ın koluna girmişti öğrencileri..
Güçlükle duruyordu ayakta…
Şükrü Türen
bir köşede Savaş’tan fıkralar anlatarak acısını hafifletmeye
çalışıyordu…
Ama gerçeği söylemek gerekirse aklım Müjdat’taydı..
Yetiştirdiği onlarca öğrenci Savaş’ın tabutunu sırtlarken göz
yaşlarıma hakim olamadım…
* * *
Bir üretimde bile birlikte olamamanın
acısıyla uğurladım Savaş’ı ben de…
Işıklar içinde yat dostum..
İnanıyorum ki bir gün kesinlikle buluşacağız bir yerlerde ve birlikte
üretmeyi sürdüreceğiz canım kardeşim…
-------------------------------------------------------------------------------------------------
www.sehirtiyatrolari.com/tuncer
tcucenoglu@hotmail.com
cucenoglutuncer@gmail.com
|