|
Geçtiğimiz pazartesi gecesi İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ünlü Fransız yazar Jean
Paul Sartre’ın Saygılı Yosma (La Putain
Respectufuse)’sının galasındaydım…
Irkçılığın acımasız yüzünü çarpıcı bir öykülemeyle gösteren Saygılı
Yosma, şimdiden klasik olmayı hak eden bir metin olarak Dünyanın bir
çok ülkesinde de sahnelenmeyi sürdürüyor…
Kuşkusuz bunda sağlam öyküsünün, başarıyla çizilmiş karakterlerinin ve
daha da önemlisi ırkçılığın biçim değiştirse de farklı boyutlarda
acımasızca sürmesinin payı olsa gerek…
Perde arasında izleyiciye dağıtılan küçücük bir açıklamada şuhlar
yazıyor:
“Yıl 2006…
Bunlar siyah ve yabancı çocuklar… Bu coğrafyadan paylarına düşeni
alamıyorlar… Onlar “düşman” değiller ama onlara “ötekiler” diyorlar…
Yakınımızda yanı başımızdalar… “En beyaz” Fransızlar, onlara “kara
kafalı çapulcular” diyorlar… Dışarıda değiller, bize birkaç dakikalık
mesafedeler…”
Kuşkusuz bu açıklama, oyunun seçiminde bugünlere yanıt bulmakta yardımcı
olması bakımından önemli gördüğümüz bir gerçeği de belirlemiş oluyor…
Tiyatro bir sorunun ortaya konması amacıyla yapılmak zorunda olan bir
sanatsa, bunu uygulayanların başta yönetmen olmak üzere bu bilinçle
hareket etmeleri de kaçınılmazdır…
Dolayısıyla oyunun yönetmeni Hüseyin Köroğlu da anladığımız
kadarıyla derdi olan bir tiyatro adamı/yönetmeni… Ve nitekim derdi olan
bir metni seçmiş, yönetmiş ve bugünün dünyasına başarıyla sunmasını
bilmiş…
Hüseyin Köroğlu’nu bundan önce bir çok kez oyuncu olarak hayranlıkla
izlemiş biriyim… Nitekim başarılı aktörün, mevsim başında Engin
Uludağ’ın rejisiyle izlediğimiz “IV.Murat” adlı oyunda Sultan Murat’ı
sahnede adeta yeniden var eden bir oyunculukla canlandırdığını da henüz
unutmadım…
Ama çoğu zaman iyi bir aktörün başarılı bir rejisör olamayabileceğini de
bilenlerdenim… Ya da tersi… (Örneğin hem değerli bir oyun yazarı hem de
başarılı bir rejisör olan rahmetli Güner Sümer’in çok başarılı bir aktör
olmadığını da bir çok kişi gibi ben de hatırlarım…)
Ancak şunu iyi bilirim; başarılı yönetmenlik, hem bilgi birikimini,
hem de sağlam bir dünya görüşüne sahip olmayı gerektiren bir iştir… Ama
bunlar da yetmez, coşku olmadan asla başarılı bir yönetmen
olunamaz…
(Kuşkusuz bu yalnızca başarılı bir yönetmen olmak için değil, başarılı
bir yazar, ressam ya da kompozitör olmak için de geçerli bir ölçüttür…)
Bu üçü sizde varsa ve bir de fazladan iyi aktörseniz o zaman en
mükemmeli çıkmaz mı ortaya?
Sözü uzatmadan söylemek gerekirse Hüseyin Köroğlu tüm bu
niteliklere sahip bir sanatçı olduğunu kanıtlayarak Şehir
Tiyatrolarındaki ilk reji çalışmasını müthiş bir uygulamayla
göstermesini bildi…
Kuşkusuz bunda olağanüstü bir çevre düzenlemesi yapan Barış Dinçel’in,
giysi tasarımcısı Duygu Türkekul’un, Işıkta Özcan Çelik,
Müzik’te Deniz Noyan, Efekt tasarımında Ersin Aşar’ın ve
metnin günümüz dünyası için yeniden anlaşılır kılınmasında payı olan
dramaturg Dilek Tekintaş’ın, hareket düzenlemede Mustafa
Kaplan’ın ve genel katkısıyla yönetmen yardımcısı Hülya Karakaş’ın
çabası, tiyatroda ancak, ortaklaşa ve uyumlu bir üretimle başarılı
olunabileceğinin güzel bir örneğini oluşturuyor…
Oyunculuklarda ülkemizin en önemli kadın oyuncularından biri olma
yolundaki Bennu Yıldırımlar’ın (Lizzie) giderek yıldızı
parlarken, Burak Davutoğlu (Fred), Senatör Clark’ta yıllanmış
şarap Taner Barlas, Zenci’de Cengiz Tangör, Hakan Arlı (John) ve
James’te İbrahim Can’ın, 1. Adam’da Caner Bilginer’le 2.Adam’da Samet
Hafızoğlu’nun ve Sistem yöneticisi Mevlüt Demiryay’ın kolektif
oyunculuğun gereklerini yerine getirmekteki ustalıklarıyla bu mükemmel
performansa büyük katkı sağladıklarını söylemek abartı sayılmamalıdır.
Çeviriyi yapan Orhan Veli Kanık’ın eskimeyen, kıvrak dili de
ayrıca övgüye değer bir özeni içeriyor…
Bir oyun yazarı olarak
bu tür başarılı bir uygulamayı gördükten sonra bende yeni oyunlar
yazma isteği uyandıran bu çalışmayı tüm tiyatro izleyicilerine ve
özellikle genç oyun yazarlarımıza öneriyorum…
Hatta yakın geçmişte Fransa’da benzeri olayları yaşayan Paris Halkının
izleyebilmesi amacıyla da, bu uygulamanın Paris’te de gösteriminin
sağlanması için girişimlerde bulunulmasını Şehir Tiyatroları
yönetiminden ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan
bir yurttaş olarak rica ediyorum…
Sanıyorum bu hem ülkemizde küçümsenmeyecek bir tiyatro yaşamının
varlığını ve hem de Dünyaya sağlam bakıp değerlendirebilen bir ülke
olduğumuzu özellikle Fransızlara gösterecektir. |