CAN DOĞAN
 

 

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Savaş Aykılıç kardeşime açık mektup,

Kimi dizilerde, klip kanallarında Türkçemizin içine eden bazı lafları duyduğum zaman çok sinirim bozuluyor ama tiyatrom.com’daki uzun yazını okuduğum zaman Türkçemizin içine eden o ürküntü verici laflardan birini anmadan edemedim…

Sevgili Savaş kardeşim, yazını okuyunca kelimenin tam anlamıyla “oha oldum yani”

Zamanın bir yerinde seni Şehir Tiyatrosu kantininde çok sık gördüğümden olsa gerek hayatının bir döneminde evine götürdüğün ekmekte Şehir Tiyatrosu’nun parası olduğunu sanıyorum… Belki de yanılıyorum, o da benim ayıbım olsun…

Kurumun adı ne olursa olsun bir insanın evine götürdüğü ekmekte tiyatro parası varsa o insan herhangi bir tiyatronun adını anarken bir miktar daha dikkatli olmak durumundadır diye düşünüyorum…

Az sonra yazdığın upuzun yazıyı tam da bir dramaturg gibi satır satır deşeceğim… Bir fikir falan da ileri sürecek değilim… Gerçek bir dramaturgun yapması gerektiği gibi metinle hadise arasında bir bağlantı arayacağım… Bakalım belki de bulurum… Bulamazsam da bu da benim ayıbım olsun…

Lakin yazdıklarının ortasında bir yerlerden başlamam gerekiyor ki, bu yazıyı niye yazdığım ortaya çıksın…

“bakın ŞEHİR TİYATROLARINA ! Bir tek çalışmayan sanatçı bulamazsınız. Varsa da mazeretlidir, ya hastadır ya izinlidir. Tıkır tıkır işliyor. Şimdiki Beykoz Belediye Başkanı ve eski Şehir Tiyatrosu  müdürü Muharrem Ergül profesyonel bir tiyatro yöneticisi idi ve profesyonel sanat yöneticiliği eğitimi almıştı.”

Yazmışsın…

Nasıl “oha olmayayım yani”

Sen nasıl olur da Şehir Tiyatrosu gibi bırak Türkiye’yi dünyanın çınar kültür kurumlarından birinin sanatsal işletmecilik anlamında doğru işlemesini yasal düzenlemelerle sanatsal çalışmalardan uzak tutulmuş müdürüne bağlarsın… Hem de bunu isim vererek yapmak cür’etini kendinde bulabilirsin anlamakta güçlük çekiyorum…

Kendisini çok sevdiğim Sayın Muharrem Ergül’ü “profesyonel bir tiyatro yöneticisi” olarak niteleme hakkını hangi akademik dayanağa yaslıyorsun anlayamıyorum… Türkiye’de “profesyonel bir tiyatro yöneticisi” eğitimi veren bir kurum mu var? Ya da Sayın Ergül kendine nerede böyle bir kariyer yapmış bunu herhalde boş bir vaktinde belgeleriyle açıklarsın…

Açıklamazsan da müfteri durumuna düşersin…

Sevgili Savaş Kardeşim, Şehir Tiyatrosu’nda yirminci sezonuma giriyorum ve evime götürdüğüm ekmeğin neredeyse tamamı “Şehir Tiyatrosu”ndan aldığım parayla satın alındığı için, birileri yalan yanlış ve galiba (üzülerek söylüyorum) maksatlı laflarla kurum hakkında şaçmalıklar üretirse karşısında bütün tiyatroyu emekçilerini bulur… Dekorları sahneden kamyona taşıyan meydancısından, Genel Sanat Yönetmeni’ne kadar…

Senin de ağzından çıkanı kulağın duysun, klavyende yazdıklarını da okumadan başkalarıyla paylaşma…

Şehir Tiyatrosu geride bıraktığı 91 yıl içinde sadece ve sadece Genel Sanat Yönetmeni’nin gözetiminde ve emrinde sanatsal çalışmalar yapmış, görevlendirmelerin tamamı Genel Sanat Yönetmeni tarafından yapılmış, işler tıkır tıkır yürümüşse de bu Genel Sanat Yönetmeni’nin gücü ve etkisi sayesinde olmuştur… Tıpkı işler kötü giderken suçlunun Genel Sanat Yönetmeni olduğu gibi…

Şehir Tiyatrosu’nun Müdürü de bu sanatsal işlerin mali ve bürokratik kısmını gerçekleştirmek ve lojistik destek dışında bir şey yapmamıştır… Çünkü yasayla belirlenmiş görevi budur…

Senin nereden uydurduğunu anlayamadığım ifaden yıllar yılı sanatsal bağımsızlığını korumak için çaba gösteren Şehir Tiyatrosu insanlarını da, düpedüz yasaların sınırladığı haddeni aştığını iddia ettiğin Sayın Muharrem Ergül’ü de rencide eder niteliktedir…

Özür dilemeni rica ediyorum… Dilemezsen merak etme, kimse sana dava falan açmaz… 150 civarında sanatçıyla aynı saatte 8 tiyatroda birden 30 civarında oyunla perde açmak gibi daha önemli işlerimiz var…

Yazının bundan sonrası Sayın Aykılıç’ın yazısınının dramaturjik değerlendirmesi olacağı için pek eğlenceli olmayabilir… Ben olsam okumazdım, uyarmadı demeyin…

  • Öncelikle Sayın Lemi Bilgin’in bunca zaman içinde ortalıkta olmamasına ben de şaşıyorum… Ama kimbilir belki de “kovulmuş” bir adamın vakuru içinde hadisenin kişiselleşmesinden endişe duyuyor olabilir… Ne de olsa bu adam da yıllar yılıdır evine Devlet Tiyatrosu’ndan aldığı parayla ekmek götürüyor…
  • Ferdi Merter sizin yorumunuza göre hayırlı bir şey söylememiş ki ne diye ağzından öpüyorsunuz… Hayırlı şeyler söylemeyen birini “ağzından öpmek” de hayra alamet değildir netekim…
  • (çoğalarak yönetimde etkin yerlere gelmelerini önlemek) ifadesini Ferdi Merter kullandı mı kullanmadı mı bilmiyorum… Kullandıysa siz neden bu lafı tırnak içine alacağınıza parantez içine aldınız? Kullanmadıysa bunca yılın tiyatro sanatçısı, Uzay Yolu’nda Doktor Makkoy’u konuşan Ferdi Merter (sizin deyiminizle) o öpülesi ağzıyla böyle bir cümleyi kurmaktan aciz midir…
  • Şehir Tiyatrosu’nda bütün dramaturg arkadaşlarımız A kadrosundadır… Henüz hiç biri Genel Sanat Yönetmeni olmuş değildir… Kaldı ki, şu anda Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü B kadrosundan maaş alan bir Dramaturg olabildiğine göre, yani (sizin savınıza göre) kimsenin önü kesilmiş falan değildir…
  • Sayın Bozkurt Kuruç’un ayağının kaydırılarak Lemi Bilgin’in Genel Müdür olduğunu söylüyorsunuz… Bildiğim kadarıyla Devlet Tiyatrosu’nda Genel Müdürler üçlü kararnameyle gelir ve giderler… Yani sizce bu süreçte Kültür Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı… Burada üç nokta var, çünkü yine “oha oldum yani”
  • “Güngör Dilmen de bir oyunun çektiğini basından örendim.” Bu cümleyi aynen siz kurmuşsunuz, ne demek istediğinizi mevcut Türkçe ve imla bilgimle anlayamadığım için yorumlamakta kaçınıyorum…
  • Cem İdiz’le ilgili yazdıklarınızdan bir sanatçı olarak çok utandım… Elinizde bir milyar besteci olabilir… Ama hiç biri Cem İdiz değildir… Mozart’ın yaşadığı çağda da kimbilir kaç besteci vardı… Cem İdiz’e yaptığınız saldırganlık ve haddini bilmezlik karşısında yine “oha oldum yani…” Bir de bu kurmakta beis görmediğiniz cümlenin sonuna ünlem işareti koymuşsunuz…
  • Oyun yazarlarıyla ilgili de rakamlarla ve belgelerle konuşalım” buyurmuşsunuz… Oyun yazarı dediğiniz fabrikada üretilebilen bir “zımbırtı” değildir ki sayıyla hesabını yapalım… Shakespeare’in yaşadığı çağda da kimbilir kaç oyun yazarı vardı… Ama hiçbirinin adı Shpakespeare değildi… Dileğim o ki sizin o “%1,5 hatta %1” dediğiniz değil de geri kalan %98,5 hatta %99 sizi dava etsin… Onların davayı kazanma şansı çok daha yüksek…
  • Sayın Aykılıç, “görevden alınmamak için istifa ederek” ifadesinin klavyenizin bir gafleti, delaleti hatta hıyaneti olduğunu düşünmek istiyorum… Vallahi en çok şimdi “oha oldum yani.” Bu bir itiraf mı yoksa…
  • Ne yapsalardı yani… Yani Sayın Aykılıç… Hiç mi yerli film seyretmediniz… En sevdiğimiz repliklerden birini hatırlayın lûtfen… “Siz kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum.” Salonda alkış… Her biri alkışla beslenen birer sanatçı olan bu insanlardan bu alkışı da mı esirgiyorsunuz….
  • Arada uzunca bir yeri atlamak zorunda kalıyorum çünkü 1500 dava açmışsınız ve yargı sürecindeki olaylarla ilgili laf söylenmez…
  • Sayın Aykılıç büyük harflerle yazdığınız bir saptama var… “SANAT YÖNETMENLİĞİ,MÜDÜRLÜK,GENEL MÜDÜRLÜK OYUNCULARIN BECEREMEDİKLERİ VE BECEREMEYECEKLERİ İŞLERDİR.” Bunu hangi bilimsel bulguya ya da çok meraklısı olduğunuz rakamlara ya da istatistiki veriye dayandırıyorsunuz bunu merak ediyorum… Dünyada varolan tiyatroların yüzde kaçının “sanatsal” yönetiminde oyuncular vardır biliyor musunuz, ya da merak ettiniz mi? Ben merak etmedim ama sayısı azımsanamayacak kadar yabancı tiyatro yöneticisi tanıdım ve tamamına yakını oyuncu ya da oyuncu kökenli rejisördü…
  • Büyük harflerle devam etmişsiniz… “BU İŞLER UZMANLIK VE CİDDİ BİR SANAT VE YÖNETİM EĞİTİMİ GEREKTİRİR.” Altına imza atmamak ne mümkün, lakin, söyler misiniz bu eğitimi almış kimler vardır? Yoksa bu iddianız da Sevgili Muharrem Ergül’ün “profesyonel bir tiyatro yöneticisi” olması gibi bir “urban legend” midir?
  • “Bu arkadaşlarımız hepsi de çok değerli,çok çalışkan,çok yeteneklidir ancak yöneticilik yapmaları doğru değildir.” buyurmuşsunuz… Oyuncuların “sanatçı” kartviziti bastırmaması gerektiğine belki ben de katılabilirim… Lâkin bu ahval ve şerait altında “ki asıl sanatçılar onlardır.” dediğiniz yazarlarımız da kendilerine “oyun yazarı” denmesinden şikayet mi ediyorlar…
  • “Rahmetli Recep Bilginer,Turan Oflazoğlu, Refik Erduran, Güngör Dilmen,ve daha niceleri.” Buyurmuşsunuz… Bu cümleyi kuran kişinin Türkçeyi en iyi kullanması gereken, bu konuda eğitim almış, mesleki yetkinliği bakımından bir tiyatroyu bir oyuncudan daha doğru yönetecek formasyona sahip olduğunu iddia etmeniz yüreğimi burkuyor… Yukarıdaki cümleye baktığımda “Allah Turan Oflazoğlu, Refik Erduran, Güngör Dilmen ve daha nicelerine uzun ömür versin.” demekten kendimi alamıyorum… Ve maalesef yine ve bu sefer ölümcül bir “Oha oluyorum yani.”
  • Lemi Bilgin’le Osman Wöber’in neden sessizlik içinde olduklarını bilemiyorum… Kimbilir, belki de yargı süreci içinde bir davanın tarafları oldukları içindir… Ama saydam olma konusundaki çağrına ben de katılıyorum… Hodri Meydan… Hepimiz çıkalım, “bu son operasyona destek veriyorum, çünkü kişisel çıkarlarımı istikbalimi parlatıyor.” diyelim… 
  • Sayın Aykılıç, oyuncuların konservatuvar yıllarından bu yana birbirlerinin gözünü oyduğunu yazmışsınız, dramaturglar göz oyma özürlü mü yani? Yarın bir gün dramaturgların yıldızı parlarsa onlar birbirlerinin gözünü oymayacaklar mı zannediyorsun… Bir dramaturg Genel Müdür yurt dışındayken, mesela sen onun ayağını kaydırmayacağına dair bize bir senet falan imzalayabilir misin…
  • Bir zamanlar hileli ihaleler vardı… Bir işi birilerine vermeye kararlı kişiler öyle bir ihale şartnamesi hazırlardı ki iş illa ki o kişiye giderdi… Senin tiyatro yöneticiliği tarifin de ona benziyor… Tiyatro işletmeciliği,reji,dramaturji eğitimi alan  Dil Tarih ve benzeri tiyatro bölümü mezunları bu işleri hakkıyla ve çok daha iyi yaparlar.” Hepsini anladık da “Dil Tarih” ne oluyor?... Bir okul ve okulun mezunları mı işaret ediliyor… “İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği ve benzeri” yazmaktan aciz misin… 9 Eylül senin için ne ifade ediyor? Bu sefer muhtemelen İzmir ve Ankara’da bir sürü meslektaşımız “oha oldu yani.” 
  • Kaldı ki seni birileri dava edecekse, o birileri de muhtemelen “Dil Tarih” muzunları olacaktır… çünkü o insanlar da “oyuncu” olduklarını anlatmakta zorluk çekiyorlar… Sen biraz daha kurcala bakalım, kurcala ki, o insanların hiç biri mevcut yönetmeliğe göre artık Şehir Tiyatrosu’na da giremesinler Devlet Tiyatrosu’na da…
  • Yazında bol miktarda “Grev” kelimesi kullanmışsın… Devletin memurunun grev yaptığı nerede görülmüş ki bu lafı ikide birde yazıp hadiseyi bir ayaklanma havasına sokuyorsun… Asarsın isimleri duvara, gelen gelir, gelmeyen gelmez… Ölen ölür, kalan sağlar sizindir… Koyarsınız kapıya canım kardeşim… O kadar da zor değil…
  • “Cumhurbaşkanımızın kararını tartışmaya açtınız ve yasalar karşısında suç işlediniz !” buyurmuşsunuz… Cumhurbaşkanının kararını tartışmaya açmak ne zamandan beri suç oluyor Sayın Aykılıç… Öyle bir laf ediyorsunuz ki, durup dururken “oha oluyorum yine”… Ne yani, cumhurbaşkanımızın kabul etmediği bir yasa taslağını harfine dokunmadan tekrar imzaya gönderen yüce meclisimiz bunu her yaptığında suç işliyor sizin mantığınıza göre…
  • Kaldı ki üçlü kararnameyle gerçekleşen bir atama kararını “ayak kaydırmak” diye niteleyen de bizzat sizsiniz… haydi, hepberaber oha olalım… Kendi hakkınızda yaptığınız suç duyurusu itibariyle de hele ki bir devlet memuru olarak Allah yardımcınız olsun…
  • “Lemi bey haksız yere grevden alındı ! Oldu canım öp beni ! Lemi bey meselesini yargıya ve hukuka bırakalım. O iş bitti.Lemi bey de bunu biliyor,bu yüzden susuyor…” Sevgili Aykılıç, dünyanın bütün hukuk devletlerinde sizin bu ifadeniz savcılar tarafından dava konusu edilir… Şimdi düşünün bakalım, bir devlet icraati olarak bir genel müdür görevden alınıyor… Bunun haksız olduğunu iddia edenlere bir devlet memuru “Oldu canım öp beni!” diyor… Aynı devlet memuru bu işi hukuka bırakmayı öneriyor ve sonra da ekliyor… “O iş bitti.”  Afedersiniz, siz kimsiniz de hukukun tartışmakta olduğu bir hadiseyi bitiriyorsunuz… Hukukun üzerinde falan mısınız? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Kültür Bakanını”nın uygun görüp imzaladığı bir vesikaya hangi gücünüzle, hangi hukuki birikiminizle, hangi hakla “ayak kaydırma” diyebiliyorsunuz…

 

Sevgili kardeşim Savaş, farkındayım, bir Sayın Aykılıç, bir Sevgili Savaş, ama hal bunu gerektirdi… yasal düzenlemelerle ilgili bölümlerde Sayın Aykılıç, diğer bölümlerde bunca yıllık tanışıklığımıza binaen Sevgili Savaş…

Netice itibariyle Devlet Tiyatrosu hepimizin tiyatrosu, koltuklar ve koltukları işgal edenler gelip geçici… neticede de rahmetli olmuş bir meslektaşımız Mehmet Ulusoy ve bin yıllık duayenimiz Engin Cezzar’ın adını geçirerek bir miktar belden aşağı vurmak sayılacak üslupta yazmana anlam vermekte zorlanıyorum…

Yeni Genel Müdür başta olmak üzere bütün yeni ekibe başarı diliyorum… Umarım başarılı olursunuz, sizin başarınız Türk Tiyatrosu’nun başarısı olacaktır… Ayrıca Türk Tiyatrosu’nun başarısı adına yılın 365 günü emrinizdeyim… Elimden gelecek bir şey varsa çağırın yarım saat sonra oradayım… “Gel kardeşim, arkadan geçecek adama  ihtiyacımız var.” derseniz yüksünmem orada olurum… “Gel kardeşim, falanca oyunumuzu yönetecek rejisöre ihtiyacımız var.” derseniz orada olmam yarım saat bile sürmez…

Bunca uzun bir yazı ile senin yazdıklarını biraz da sertçe ve olumsuz eleştirmem bir seni ve senin gibi düşünenleri bir miktar itidale davet etmek içindi… Muhalefet bağırıp çağıracak, bundan kaçış yok… Lakin iktidar (ki şu anda siz oluyorsunuz) iş yapacak… Elbette haksız laflara tepki göstereceksiniz… Ama bunun üslubu başka türlüdür…

Kendi yazını bir kere daha oku, “oyuncu”ların önünü nasıl kesmeye çabaladığını göreceksin… Olmuyor be Savaş Kardeşim… Dramaturgu, Dekorcusu, Kostümcüsü, Suflörü, Gişecisi, Rejisörü ve oyuncusu…. Aynı gemideyiz…

Ve bunca yıl bizden esirgediğin fikirlerini yönetime gelince paylaşmanı da çok yadırgadım… Yukarıdaki yazıyı keşke Lemi Bilgin Genel Müdür Osman Wöber İstanbul Müdürü’yken yazsaydın… tiyatrom.com yayınlardı her halde… www.sehirtiyatrolari.com mutlaka yayınlardı… Bundan sonra yazacağın her biri satırı yayınlayacağı gibi…

Yazının bir yerinde “Tiyatro kapanır diyenlerin yüzünden,bunu bir şantaj gibi kullananların yüzünden gerçekten de tiyatro kapanmanın eşiğine getirildi ! Ancak tüm bunlar bir suçtur. Can Gürzap’ın bakanı istifaya çağırması mevcud yasalarca suçtur. Bir çeşit ayaklanmaya dönüştürülen bu kalkışma eğer tatlıya bağlanamazsa o zaman gerçekten kapanabiliriz ! O zaman bilmeden bu yuna alet olanlar da kına yakarlar !”

Ne diyorsun sen kerdeşim yahu… Tiyatro nasıl oluyor da kapanmanın eşiğine geliyor… Bir bildiğin varsa açıkla, yoksa böyle senin de boyunu aşan laflar etme… Nasıl yani, birileri “Kapatalım bu tiyatroyu.” dediğinde orada mıydın ki tiyatro kapanmanın eşiğine getirildi !” diyebiliyorsun…

 

BU ÇOK CİDDİ BİR SORUDUR VE CEVAPLAMAYANI EZER GEÇER…

 

Bir bakanın istifaya çağırılması hangi yasanın hangi maddesine göre suçtur, söyle de biz de bilelim, yahut sus…

Devlet Tiyatrosu sanatçıları yasal haklarını kullanıp bir bakan tasarrufunu protesto edebilirler… Burada suç nerede ki tutup “Bir çeşit ayaklanmaya dönüştürülen bu kalkışma eğer tatlıya bağlanamazsa o zaman gerçekten kapanabiliriz”

Ayaklanma da ne demek…Hele ki kalkışma ne demek! Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu…

Ve neden bu yazıyı bir tek cumhuriyet savcısı okumaz ki! Ve neden o 29 Ağustos’da Taksim’de buluşanlar bu cümle karşısında yasal haklarını aramazlar ki…

Devletin memuru nasıl ayaklanır… Hele ki nasıl kalkışır! Tut ki ayaklandı, tut ki kalkıştı! (Ki öyle bir şey yok.) Kurum niye kapansın ki… (Belki bu konuda da bilgisi olanlar vardır…) Tut ki sular idaresi memurları ayaklandı… Su içemeyecek miyiz bundan sonra yani… Hem tatlıya bağlamak ne demek… Yasa ne icabettiriyorsa yaparsın…

 

Şehir Tiyatrosu’nda bir laf vardır…

“Uymazsan yapıya koyarlar kapıya…”

Şehir Tiyatrosu’nda bir laf daha vardır …

“Sap döner keser döner, gün gelir hesap döner…”

 

“Kına yakma”lı ifadeleri de bunca suç isnad eden birine yakıştıramadım. Kına nereye nasıl yakılır biliriz ve alınan birileri olursa “suç ve ceza” bir roman adı olmaktan çıkar… Burada da Dostoyevski oha olmuştur yani

 

Şehir Tiyatrosu’nda işlerin tıkır tıkır gitmesinin bir sebebi de bu zaar… O çok “değerli” fikirlerimizi paylaşmak için yönetime gelmeyi beklemiyoruz… Ya da birkaç sütü bozuğun kuyruğumuza basmasını… Çünkü biz her ne kadar didişsek de birbirimize abi ya da abla diyoruz… Birbirimize “çemkirmekten” korkmuyoruz… Biz galiba birbirimizi seviyoruz…

 

Yazıyı buraya kadar okuyanlardan özür diliyorum… Vaktim az olduğu için uzun yazdım

 

Can Doğan

 

SAVAŞ AYKILIÇ'IN YUKARIDAKİ YAZIYA MESNET TEŞKİL EDEN YAZISI

 

 

SAVAŞ AYKILIÇ TİYATROM COM’UN SORULARINI YANITLIYOR !

       Her ne kadar bu soruların ,çok suçlama , yargılama , mahkum etme  ve yargısız infaz uslubunda da olsa,buna takılmayıp   kamuoyunu bilgilendirme hakkımı kullanacağım.

 

1-Sayın Aykılıç, özerk bir yönetimin olmadığı bir kurumda elbette atamalar ve görevden almalar doğaldır. Fakat bir bakanın bir DT Genel Müdürüne şu kişiyi baş dramaturg ata, şu sözleri oyundan çıkar gibi doğrudan müdahaleci istekleri de size göre doğal mıdır?

Dün akşam SKY-türk Tv’de DT’deki son olaylarla ilgili bir tartışma program vardı. Ahmet Mümtaz Taylan , Zafer Algöz , Adsız Karaduman ,Ferdi Merter , Refik Erduran ,Mustafa Demirkanlı vardı. Tamer Levent Ankara’dan canlı yayınla ve Kül.Bak. müsteşarı Mustafa İsen de telefonla programa katıldı. Müsteşar siyasi hiçbir baskı yapmadık,hiçbir il müdürü için hiçbir oyunda şu sözler çıksın şeklinde bir müdahalemiz olmadı dedi.Bunlara cevap vermesi gereken Tamer Levent sustu. Asıl muhatap Lemi Bilgin ise ortalarda yoktu.

Gazetelere sızdırılan DT’ye baskı var yayınlarının dışında Lemi beyin bu konuda bir demeci yok.Tamer Levent ise kafayı Mine Acar ‘a ve onun kadrosunun B’de olmasına takmış. Gecenin süprizini alnından öpülesi Ferdi Merter yaptı : Dedi ki : “Dramaturglar önceleri A’da sanatçı kadrosundaydılar,sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü açılınca buradan çıkacak dramaturgların önünü kesmek ve DT’de (çoğalarak yönetimde etkin yerlere gelmelerini önlemek) için dramaturgları B’ye indirdik ! Bu tarihi bir andır. Bu sözleri bir yana kaydedin. Çünkü olayların çıkış,parlayış ve düğüm haline getirilmesinde hep bu anlayış var. Yol kesme ,  yol kapama , ön tıkama ! Bunlar adamların varlık nedeni ! Yolları açacak , gençlerin –eğitimlilerin ve hak edenlerin bu ülkede önlerini acacak yöneticiler,insanlar ,adam gibi adamlar nerede ? Gelelim sorunuza : Hayır,bu tür baskılar doğal değildir. Ancak birbirini tiyatro müdürlerine,bakanlığa çekiştiren,ispiyonlayan,birbirinin ayağın kaydıran sanatçı (!?!) da doğal değil ! Tiyatrom com’da siz yazdınız Lemi Bilgin , Bozkurt Kuruç yurtdışındayken onun ayağını kaydırıp genel müdür olmadı mı ? Kılıçla gelen kılıçla gider ! Korkmayın benim kılıcım soyadımda , elimde değil ! Kılıçla gelen Lemi Beyin kılıçla gitmesine şaşırmasına ben daha çok şaşırıyorum !  

2-Her yönetim değişikliğinde istifaların doğal olduğunu söylüyorsunuz peki siz daha önce oyun yazarlarından bestecilere dek uzanan bu çapta bir protestoya tanık oldunuz mu?

Olayların en başından beri en yakın takipçilerinden biriyim. Olayları doğru analiz edelim. Cuma Boynukaradan başka bir oyun yazarı tüm yunlarını çekmedi.Güngör Dilmen de bir oyunun çektiğini basından örendim. Olayların içine çekilmek çok istendi Tiyatro Yazarları Derneği ve oyun yazarlarımız ama direniyoruz bu yangına bir benzin de bir dökmeyelim diye.Sizin deyiminizle “aykırı bir iki ses” dışında ! Cem İdiz’e saygımız sonsuz. Müzisyenlere sorun Cem İdiz dışında daha kaç bestecimiz olduğunu ! Bu arada isterseniz dedikodularla,provakatörlerin ve tiyatro ajnlarının dedikodular ile değil rakamlarla ve belgelerle konuşalım : Tiyatro Yazarları Derneği’nde seksen civarı üyemiz var.Bunun yarısı kadar da üye olmayan düşünülürse sizin bu kadar çok yazar dediğiniz rakam %’de 1’e hatta 1,5’a kadar düşer. Demek ki neymiş ? Koparılan fırtına DT Sanatçıları Derneği (Detis) üç ilde organize ettiği ve sadece DT sanatçıları ve görevden alınan ve görevden alınmamak için istifa ederek bunu basında bir şova dönüştüren ve kamoyunda bu istifaların yöneticilikten değil kurumdan istifa ettikleri yanılsamasını yaratarak basın ve sanat dünyasında bir infial yaratılması oyunuymuş ! Yine de bu oyunun sonunda kültür bakanlının  bir tiyatro kurultayı yapmaya hazır olduğunu açıklamasını ve basın ve sanat dünyasının bu dayanışmasını olumlu buluyorum. Keşke tüm bunlar koltuk sevdalarından başlamasaydı. DT’nin özerkleşmesi için yapılsaydı.O zaman Tiyatro yazarları derneği ve tiyatro oyun yazarları en ön sata yer alırdı. Keşke oraya gelen sanatçıların çoğu bu duyarlılıklarını sivil toplum örgütlerine ve alanın sendikalarına üye olarak ve  aktif üyeler olarak bu tür çalışmalara katılsalardı. O zaman at izi it izine karışmazdı. DT ve Özerklik için hep birlikte mücadele edelebilirdi. Bu arada olayların içyüzünü bilmeden,bizden bilgi almadan,Kültür SanatSendikası ile ilişkiye geçmeden sazan gibi atlayan Kesk’çi arkadaşlarımızı da huzurunuzda kınıyorum. Sendikamız , aklamaya çalışılan ve (Yeniden geleceği kulaktan kulağa fısıldanarak özellikle öğrencilerinin çoğunlukta olduğu anadoludaki il müdürlüklerinde grev baskısı yapılan) Lemi Bilgin ve arkadaşlarının gerek devam eden 1500 davamız gerekse yaptıkları yasa çalışmasında bizlerin görüşlerine sonuna kadar kulaklarını tıkadıkları için  gerek Lemi Bilgin’in görevden alınmasından sonra istifa eden il müdürlerini ve onların gazıyla oyunları bırakan yönetmenleri ve sanatçıları içtenlikten uzak  bulduğumuz için üç ildeki bu gösterilere katılmadık ve onların dyimiyle biz de onları “sessizce” pretosto ettik.Özetleyelim : Kültür ve Sanat Sendikamız DT’ye ve Lemi Bilgin’e 1500 civarnda dava açmıştır. Memurlarımzın sözleşmeye geçmesi,tekniğin sanatçılara verilen 3600’den yararlanmaları ve tiyatro eğitimi almış ama konsrvatuvar mezunu olmayan arkadaşlarımızın açtıkları reji asistanlı davaları yüzünden ve kurum yöneticilerinin dava sonuçlarını bile uygulamayan kötü niyetli tutumlar yüzünden ta en başından bu olaylara mesfeli durmuştur.Şu anda olaylar bir genel grev havasını almışsa da ne yazık ki bu bir emek değil yemek (!) grevidir. Ve DT sanatçıları ne yazık ki kendi emeklerinin takipçileri değil bir avuç sanatçı yöneticinin koltuk sevdasının peşinden gitmektedir. Bir kere dahA tekrarlıyorum : DT’DE SANAT YÖNETMENLİĞİ,MÜDÜRLÜK,GENEL MÜDÜRLÜK OYUNCULARIN BECEREMEDİKLERİ VE BECEREMEYECEKLERİ İŞLERDİR. BU İŞLER UZMANLIK VE CİDDİ BİR SANAT VE YÖNETİM EĞİTİMİ GEREKTİRİR. Yaşadığımız kaosun sebebi budur.Çünkü bu yönetimlerden küçük bir azınlık (!) mutlu olmakta büyük çoğunluk mutsuz olmaktadır.DT’de sanatçı sayısı kadar teknik personel vardır ve bunlar kurum içinde sanatçı sultası altında ezilmektedirler.Sanatçının yarısı kadar memur vardır ve bu memurlar sanatçı v teknikle aynı koşul ve saatlerde çalıştıkları halde sözleşmeli yapılmamakta hakları yenmekte ve sanatçıların yönetici olmasalar da buyurganlıkları altında inlemektedirler.Herşeyden önce evrensl anlamda sanatçı olmayan bu sanatçıların oyuncu meslekleriyle anılması daha doğrudur.Bu arkadaşlarımız hepsi de çok değerli,çok çalışkan,çok yeteneklidir ancak yöneticilik yapmaları doğru değildir.Oyuncu olmak aşağılanabilecek bir şey midir ki oyuncu yerine sanatçı titrini kasıla kasıla kullanmaktadırlar ? Türkiyenin en büyük yazarları-ki asıl sanatçılar onlardır- dünyanın en alçakgönüllü insanlarıdır.Rahmetli Recep Bilginer,Turan Oflazoğlu,Refik Erduran,Güngör Dilmen,ve daha niceleri.Ha bu arada SKY-Türk kanalındaki söyleşide Zafer Algöz de tarihi bir açıklamada bulundu : Arkadaşım kafayı yazarlarımızla bozmuş,gitmiş bakanlıkta kapı kapı dolaşarak DT’de yazarlara verilen %’de 40 telifin %’de 10’a düşürülmesini istemiş. Bir yazar büyüğümüze olan kişisel kinini dizginleyemeyen bu sanatçımızın (!) tüm yazarlarımızı karşısına alacağından şüphesi olmasın.Yazarlarımız ona hak ettiği cevabı verecektir.Ama keşke onu gazlayan arkadaşları uyarsalardı da kendisini bu durumlara düşürmeseydi.Sonuçta DT’nin kamuoyuna malolması yolunda güzel gelişmeler bunlar.DT KAPALI KUTUSUNUN KAPAĞI AÇILDI. İki yüzlülüğü bırakalım.Hem demokrasi,seçim,katılım ve saydamlık diyoruz hem de kapalı kutular için gizleniyoruz ! HODRİ MEYDAN : SAYDAM OLALIM ! Osman Wöber ve Lemi Bilgin çıksın konuşsun ! Mustafa Demirkanlı ve Zafer Algöz gibi onların avukatları değil !

3-“Biz meseleye seyircinin hakları açısından bakıyoruz. Onlar ise sanatçının hakları açısından" buyurmuşsunuz. Siz Tüketici Koruma derneğinin mi yoksa sanatçıların üye olduğu bir sendikanın mı şube başkanısınız? Konuya sanatçıların yönünden ilk bakması gereken aslında Kültür-sen Kültür Sanat Emekçileri Sendikası değil midir? Kimin meseleye ne taraftan bakması gerektiğine hangi ölçülerle karar veriyorsunuz? Bu sözünüz aynı zamanda tepki gösteren bu kadar sanat insanının konuya seyirci açısından bakmadığını iddia etmek anlamına da gelmiyor mu?

Bu kadar sanat insanını karşıma almak istemem ama ben de yukarıda anlatmaya çalıştığım sebeblerden dolayı onlarla aynı düşünmek zorunda değilim.Kültür ve Sanat Sendikası kültür ve turizm bakanlığı çalışanların üye olduğu bir sendikadır.80 sonrası sendikalar için estirilen olumsuz havadan ne yazık ki en çok sanatçılarımız etkilenmiştir.Şu andaki üyelerimiz hariç ki (DT ve Devlet Opera ve Balesi memur ve tekniğinin hemen hemen tümünün üye olmaların karşın sanatçılarımızın ortalama sadece üçte biri üyemizdir) sanatçılarımız sendikamıza mesafelidir.Onları sendikal çalışmalarda(üyelerimizin çoğu da dahil) ve alanlarda,hak aramalarda göremezsiniz.Yine de haklarını yemeyelim , gönülden desteklerini sözleriyle de olsa bizlerden esirgemezler.Kısaca sanatçılarımızın çoğu sendikal haklar ve hak aramalar konusunda sanatçı ve aydın duyarlığından uzak gözükmektedirler. Belki bu son olaylar bu kaderi değiştirir.Niye biz seyirci açısından bakıyoruz ? Çünkü biz seyirci için ,halk için tiyatro sanatı hizmeti üretiyoruz. Sanatçılarımızın bunda bir suçu yok,suç yöneticilerimizin ! İstanbul Devlet Tiyatrosunda 150 civarında oyuncusu var. 4 sahnesi var. Çalışan sayısı belli.Taksim sahnesi ? Mustafa Demirkanlı araştırsın son on yılda kaç sanatçımız sahnelerle kavuşma olanağı buldu ? Geçelim. Memurlardan ve teknikten çalıştırılmayan tek kişi yok  ya oyuncular ? Dedim ya,sanatçı(!)oyunculardan yönetici ,iyi yönetici olmaz,olamıyor.Onların suçlarının cezasını da oyuncular çekiyor.Biliyorum,şimdi çok kızanlar olacak ama-henüz kızmadılarsa-bakın ŞEHİR TİYATROLARINA !  Bir tek çalışmayan sanatçı bulamazsınız. Varsa da mazeretlidir,ya hastadır ya izinlidir. Tıkır tıkr işliyor. Şimdiki Beykoz Belediye Başkanı ve eski Şehir Tiyatrosu  müdürü Muharrem Ergül profesyonel bir tiyatro yöneticisi idi ve profesyonel sanat yöneticiliği eğitimi almıştı.Mustafa Demirkanlıya iş : Gitsin Bilgi ve diğer üniversitelerin bölüm başkanları ve sanat yöneticiliği dersleri veren hocaları ile söyleşi yapsın ve kamuoyunu doğru bilgilendirsin. Konservatuvar yıllarından beri birbirleri il yarış,rekabet,kavga,kamplaşma,kan davası,husumet ve dargınlık içinde olanların,yöneticilik eğitimi almayanların  iyi yönetici olabileceklerini düşünlerin şaşarım aklı perişanlarına ! İdareten idare edebilir,statikoyu koruyabilir,birbirlerini kayırabilir,eş dost hatırı ile oyunlar seçebilir ancak kurumu verimli ve adaletli yönetemezler. Yönetemiyorlar. Ya bu konuda gerçekten ve içtenlikle sendikalarla,vakıf ve derneklerle işbirliği yaparak yasalarını değiştirsinler ve çorbayı eşit dağıtsınlar ve profesyonel yöneticilik eğitimi alsınlar yada bu işler soyunmasınlar. Tiyatro işletmeciliği,reji,dramaturji eğitimi alan  Dil Tarih ve benzeri tiyatro bölümü mezunları bu işleri hakkıyla ve çok daha iyi yaparlar. O zaman tiyatro şimdiki gibi gitgide içine kapanan seyirci kaybeden değil  tüm halkımızın sahiplendiği ve seyircisi olmaktan onur ve mutluluk duyduğu bir sanat dalı olabilir. Biz ödül almak için bir avuç komprador kesimin işbirlikçisi sanat üretmiyoruz.Muhatabımız milletimizdir, halkımızdır.

4- Ayrıca madem konuya seyirci açısından bakıyorsunuz Elinizde önceki yönetimin seyirciyi memnun etmediğine dair veriler var mıdır?

İstanbul Devlet Tiyatrosu kurulduğu 1980’den beri aşağı yukarı aynı sayıda seyirciye hizmet veriyor. Peki , son 25 yılda İstanbul’un nüfusu kaç katı arttı ?

5- Görüşleriniz İstanbul Kültür-Sen Başkanı Savaş Aykılıç'ın görüşleri midir yoksa İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür A.Ş.'de geçtiğimiz yıldan bu yana eğitimcilik görevi verilmiş Savaş Aykılıç'ın görüşleri midir? Yazar Savaş Aykılıç'ın görüşümüdür ve en önemlisi bu açıklamanın bireysel midir yoksa Kültür-Sen İstanbul Şubesi tüzel kişiliği adına mıdır?

İnsan bir bütündür. Söz konusu söyleşi eşimle hastahanede doğum işleri ile koştururken cep telefonu ile yapılmıştır.Yazılı dökümü bana ulaştırılarak onayım alınmamıştır.Yazının tamamımı görmedim.İnternetten girdim paralı olduğunu görünce üye olmadım.Ama söylediklerimin arksındayım.Umarım telefon kayıtları vardır.İleride mahkemelik olursak ortaya çıkar.İstanbul Kültün ve Sanat Sendikası başkanı olarak basına demeç vermeye yasal hakkım vardır ve onu  sendikamızın büyümesi ,güçlenmesi ve tanıtılması için sonuna kadar kullanırım.

6-Yeni yönetimden umutlu olmanızı sağlayan somut verileri bize sıralar mısınız?... Tiyatro çevrelerinin genel kanısı ile yetersiz ve muhtemelen kukla bir ismin DT'nin başına geçmiş olması mı, yoksa halen davaları süren Tiyatroda adı yolsuzlukla anılan Rahmi Dilligil'in perdenin gerisindeki adam olması mı, yoksa ardı ardına çekilen oyunlar mı size umut veriyor? Ortada bizim göremediğimiz umut veren olumlu hangi gelişmeyi görebiliyorsunuz?

Yeni yönetim eskileri il aynı olanaklarla işe başlamadı. Adı konulmamış bir sanatçı-yönetiçi grevi ile uğraşmaktan asıl işini yapamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Söyleşinin yapıldığı tarihte Mine Acar göreve yeni getirilmişti. Olaylar bu denli çığırından çıkmamıştı. Tiyatro kapanır diyenlerin yüzünden,bunu bir şantaj gibi kullananların yüzünden gerçekten de tiyatro kapanmanın eşiğine getirildi ! Ancak tüm bunlar bir suçtur. Can Gürzap’ın bakanı istifaya çağırması mevcud yasalarca suçtur. Bir çeşit ayaklanmaya dönüştürülen bu kalkışma eğer tatlıya bağlanamazsa o zaman gerçekten kapanabiliriz ! O zaman bilmeden bu yuna alet olanlar da kına yakarlar ! Ayten Gökçer’in Mine Acar’ı “-Sırada gişeci mi var ? diyerek aşağılamaya kalkışması hem ayıp,hem seviyesizlik hem de suçtur.Engin Cezzar’ın aynı şekilde basında çıkan yazısı en hafif deyimiyle rahmetli Mehmet Ulusoy gibi son zamanlarında devlet imkanlarıyla sağlık olanaklarından yararlansın diye kadroya alınan  birinin DT’ye teşekkürü olarak kayıtlara geçecektir. Umutluyum.Saydamlaştıkça,şeffaflaştıkça,kurumlarımız çiftlik gibi keyfi değil açık,katılımcı ve seçimle yönetildikçe,sanatçılarımız manipilasyonlardan kurtularak özgürce gerçekleri öğrendikçe , halkımız bu gerçekleri gördükçe bir şeyler olumlu anlamd değişmeye başlayacaktır.Umutluyum,adı konmamış k bir devrim gerçekleşti bile.Devrime deprem diyerek yanlış teşhis koyan ve eski yöneticeleri aklayarak yediden işbaşına getirmek isteyen bir avuç sanatçı(!)nın oyununa gelen  büyük çoğunluk birgün gerçekleri görecek.Durumdan yararlanmya çalışan ve bu durumu reklam vesilesi sayan sanatçılar (!) deşifre olacak ! Umutluyum,normalde çoğu basın bültenimize yer vermeyen basınımızın bu konu ile ilgili her türlü yanlı yazıya kucak açtığını,haberlerin hemen tümünün yanlı,çarpıtılmış ve yalan olduğu birgün ortaya çıkacak. Mine Acar ‘ ı hiç dinlemeden yargısız infaz edenlerin birgün pişman olacaklarından da umutluyum.Sesini çıkartamayan,neler olduğunu anlamayan,kulaktan dolma ve doldurmalarla hareket ederek AKM önünde neler olduğunu birbirine sorarak anlamaya çalışan şaşkınların birgün kolayı değil zor seçerek gerçek aydın ve gerçek sanatçı sorumluluğu il taşkın duygularla değil, aklın rehberliğinde hareket edeceklerinden umutluyum.Mustafa Demirkanlı ve eski dostum Selen Korad’ın birgün gerçekleri,doğruları bulacaklarından umutluyum ! Arada kalarak eski ve yeni yönetimlerin her ikisine de göz kırpanların önümüzdeki günlerde ağırlık nereden olursa oraya değil,doğru bildiklerinden yana olacaklarından umutluyum. Tiyatro Kurultayından umutluyum.Mine Acar’dan umutluyum.Lemi Bilgin bir konservatuvar hocası olarak önceliğini DT’deki konservatuvar mezunlarının isteklerine,onların yeni kadrolar almasına vermişti. Tek başına,pardon Tamer Levent ve Tuncer Yığcı ile birlikte kimselere danışmadan,sormadan bir DT yasa taslağı hazırladılar.Bizim İst.Kül.San.Sen. ve üç sivil toplum sanat örgütü (İst Tobav,Detis ve Tomeb) ortaklaşa hazırladığımız taslakla hiç ilgisi olmayan bir metinle karşımıza çıktılar,üstelik bu metni kendilerine iletmiş ve sözler almamıza rağmen.Lemi Beyin zamanında umutsuz olduğumuz için yeni dönemden umutluyuz.Demokratikleşme ve özerkleşme için umutluyuz. Genel müdürün ve il müdürlerinin yeni yasa ve bu Tiyatro Kurultayından sonra  atama yerine seçimle geleceklerini umuyoruz. Kurum içindeki konservatuvarlı- diltarihli ayrımına ve önyargıların son bulacağından umutluyuz.Her sahneye bir reji asistanı alarak DT’nin doğru olarak yapılandırılacağından umutluyuz.Türk tiyatrosuna ve yerli oyunlara öncelik ve ağırlık verileceğinden umutluyuz. Rahmetli Recep Bilginer’in Türk Oyun Yazarlarının haklarını savunurken bir anlamda şehit olmasının ve emeklerinin boşa gitmeyeceğinden ve DT’nin ailesinden özür dileyeceğinden umutluyuz. Türk tiyatrosunun batının ve batı tiyatrosunun bir çeşit istilasından kurtarılmasından umutluyuz. Konservatuvarlarda kendi tiyatro özkaynaklarımız olan karagöz,meddah,ortaoyunu,köyseyirlik,folklor,destanlar,masallar,türküler vb. geleneksel kaynaklardan yararlanarak tüm vatandaşlarımız,tüm milletimizi kucaklayacak oyunlar üretilmesinden ve 81 ile tiyatro götürülmesinden umutluyuz.dt’nin değil kapatılmak,vergi veren tüm yurttaşlarımıza hizmet götürecek şekilde büyütülmesinden umutluyuz. Özel Tiyatrolara yardımın ödenekli tiyatrolar seviyesin çekilmesinden umutluyum.Demirkanlıya öneri : AKM önünde Özel Tiyatrolara Yardım için bir eylem yaparak bakanlığın yardım miktarını artırarak nesnel ölçüler getirilmesi için bu gücü kullanalım.Bağcıyı dövmeye değil üzüm yemeye ! İstif et diye bağırdığın makam seninle masaya oturur mu sayın lavantenler ? Uyuyan devi uyandırdınız işte. Lemi Bilgin’in görevden alınmasını siz siyasallaştırdınız. Cumhurbaşkanımızın kararını tartışmaya açtınız ve yasalar karşısında suç işlediniz ! Şimdi ben de size soruyorum : AKM önünde toplananlar haklı cumhurbaşkanımız haksız ! Öyle mi ? Sakın bunlar ileride Rahmi Dilligil’e kurulan komplo sonunda aslında Rahmi Dilligil’in değil DT saygınlığının hapse düşmesi gibi yargılama sonucu Lemi beyin benzeri bir akıbetini önleme operasyonu olmasın ? Sanatçılar öyle diyor, Lemi bey haksız yere grevden alındı ! Oldu canım öp beni ! Lemi bey meselesini yargıya ve hukuka bırakalım.O iş bitti.Lemi bey de bunu biliyor,bu yüzden susuyor.Mine Acar’ın dramaturgluğuna karşı gelenler başdramaturgken Şehir Tiyatrolar Sanat Yönetmeni yapılan ve yıllarca DT’deki kadrsundan maaş alan Gencay Gürün için ne diyorlar ? Şehir Tiyatrolarında dramaturglar sanatçı kadrosunda,neden DT’deki dramatrglar emsal gösterip dava açmıyorlar ? Dramaturgların bu denli aşağılanmalarına neden ses çıkarmıyorlar,neden susuyorlar,üstlerine mi alınmıyorlar ? Demirkanlı ! Bir araştır bakalım ! Onların da birgün seslerinin çıkacağından umutluyum yarabbi !

7- Genel müdürün görevden alınmasına bu kadar tepki gösterenler neden başka haklar için genel greve gitmiyor. demişsiniz. Sözünü ettiğiniz başka öncelikli haklar nelerdir ve İstanbul Kültür-Sen Başkanı olarak, bir emekçi sendikasının şube başkanı olarak bu haklar için siz bir grev düşünüyor musunuz?

Öncelikli haklar :Yeni bir DT yasası çıkarmak ve mevcud davalı ve davsız sorunlarımızn çözmlenmesi, Kamu Personel Yasasında sanat kurumlarının yerinin belirlenmesi,5441 sayıl yasanın korunması,yasaların bize verdiği yetki ile sanatçı unvanın tüm çalışanlara uygulanarak ek gösterelerin yükseltilerek benzer kurumlardan TRT ile eşitlenerek eşit işe eşit ücret alınmasını sağlamak,memurlarımızı sözleşmeli statüye geçirilmesini sağlamak,sanatçı-oyuncu ve tasarımcıları ve reji asistanların ek göstergelerinin TRT emsalince 3600’den 6800’e çıkarılmasını sağlamak.Demirkanlı ! Benimle değilse de gel 2.başkanımızla roportaj yap,gel meğin,adaletin haklarını savun işverenin değil ! Selen Korad’a da buradan çağrı yapıyorum : Sendika için duyarlılığın gözlerimi yaşarttı,sen de Osman Wöber’in değil gel çalışanların hakkı için mücadele et !Genel grev düşünüyorum,çok da istiyorum ama yasalar müsait değil. Genel Grev yaptığım anda suç işlerim.Önce yasa değişir ben de greve giderim.Buyrun gelin grev hakkımız için mücadele edelim. Eğer bu mücadele bensiz daha iyi verilecekse bu baş bu yola kurban olsun,hemen istifa etmeye hazırım. Eğer memurlardan veya teknikten bir arkadaşımız yada bir grup böyle bir greve gitse anında başı ezilir,cezalarla ve sürgünlerle sindirilirdi.Peki ama yeni yönetim niye sanatçılara yaptırım uygulayamıyor diyeceksiniz ? Çünkü çoğunlukla onlar da sanatçı ! İki taraf da birbirini kırmak istemiyor.Kötü olmak istemiyor.Peki ne olacak ? Umarım ceza mekanizmaları işlemez.Çünkü bu sefer de onların haklarını ve davalarını yine biz üstleneceğiz.

 SAYIN SELEN KORAD BİRKİYE'DEN EK BİR SORU :  Sayın Savaş Aykılıç'a bir soru da ben yöneltmek istiyorum. Yapılan siyasi müdahalenin ardından gelen yönetim değişikliği içinde İstanbul Devlet Tiyatrosu müdür yardımcısı olarak göreve başladığınız  bilgilerini alıyoruz. Tabana karşı böyle bir pozisyonu kabul etmeniz,Kültür  Sen İstanbul Şubesi başkanlığından istifa edeceğiniz anlamını taşıyor mu?

Hayır Selen.Sen istiyorsun diye istifa edemem.Arkadaşlarımla konuştum,şimdilik gerek olmadığını söylediler.Ama yerimi doldurmak istersen seve seve yerimi sana terk edebilirim. Doğru bildiğini söylemek adına en yakın dostlarınla farklı düşünmek ve bunun kavgasını verebilecek yüreğin varsa eğer.