 |
|
Yılmaz Erdoğan'ın
Kameranın ya önünde olması gerekiyor, ya da arkasında...
|
 |
 |
|
İkisi birden delikanlıya ters... |
 |
|
 |
|
|
|
 |
|
Doğrusu
ya galiba artık vucudumuzda "Yılmaz Erdoğan neylerse güzel eyler, gidip
görülecek" geni oluşmaya başladı... Bu bir sanatçı için harika bir
şey... Lâkin tabii ki bunu kendinin de farketmemesi koşuluyla... |
 |
|
Biraz
karışık bir ifade olduğunu ben de biliyorum... Lâkin başından bu yana
bir iki eksikle de olsa kariyerini dikkatle takip ettiğim bir
meslektaşım olarak gıpta etmeyi zaman zaman aşıp kıyasıya kıskandığım
Yılmaz Erdoğan'ın son işi "Organize İşler" kelimenin tam anlamıyla bir
miktar form düşüklüğünün kanıtı gibiydi...
|
|
 |
|
|
Eleştirmenin kolay
üretmenin zor olduğunu bilmeyenlerden değilim, ama peşin peşin şunu
söyleyeyim ki "Organize İşler" Yılmaz Erdoğan'ın değil de herhangi
birinin imzasını taşısaydı az sonra okuyacaklarınız bambaşka olurdu...
Bütün anlatmaya çabaladığım ve çabalayacağım şey geçmişte yaptıklarına,
yapabildiklerine, yazdıklarına, yazabildiklerine bakıldığında "Organize
İşler" filminin Yılmaz Erdoğan'ın hayranı olduğum dehasını pek
yansıtamadığıyla ilgilidir... |
 |
|
|
Film, makyajcı Suzan
Kardeş'in adeta "döktürdüğü" bir sahneyle başlıyor... Fragmanlarda da
yer aldığı için rahatça kullanabileceğim şu espri kullanılıyor... |
 |
|
"Şimdi sizin kafanızda
iki soru var... |
|
1- Dayak nedir? |
|
2- Neden atılır? |
 |
|
Bu noktada filmi
seyrettikten sonra zihnimde 2x2 soru var... |
 |
|
1- Rol nedir? |
|
2- Nasıl hazırlanılır? |
 |
|
1- Film nedir? |
|
2- Nasıl yönetilir? |
 |
|
Yılmaz Erdoğan her iki
soruyu da kendine sormuş ve son derece güzel cevaplar bulmuş... Lâkin
iki işi bir arada yapmak hevesine düşünce bence gereğinden fazla
yorulmuş... |
 |
|
Bir filmin her şeyi
olmak ilk bakışta çok cazip çok keyifli gibi görünebilir, ancak
sonuçları kimi zaman istediğimiz ölçüde başarılı olmazsa şaşırmamak
gerekir... |
 |
|
Yönetmen Yılmaz Erdoğan
kendince çok hoş bir sinema dili yakalamak için büyük gayret göstermiş.
|
|
|
|
Vizontele'de Ömer Faruk
Sorak'la ortaklaşa giriştiği yönetmenlik çalışmasının ardından tek
başına gerçekleştirdiği Vizontele Tuuba'nın ardından Erdoğan üçüncü kez
karşımıza yönetmen olarak çıkıyor... |
 |
|
Dedim ya bu adam sıradan
herkesin (en azından benim) dehasına, yeteneğine gıptayla, kıskançlıkla
baktığı biri olmasa filmi ayakta alkışlayacağız, esasen yine
alkışlıyoruz, lâkin ayağa kalkmadan... |
 |
|
BKM, önemlice bir kısmı
arkadaşım ve öğrencilerimden oluşan örnek bir örgütlenme yapısı...
Necati Akpınar gibi akılalmaz bir tiyatro işletmecisinin de katkısıyla
türünün belki de en gelişmiş sanatsal üretim örgütü... |
|
|
 |
|
|
|
Ancak "Organize İşler"
filmini seyrettiğimde bu muhteşem ailenin ciddi anlamda bir tehlike
içinde olduğunu tespit ettiğimi yazmak zorundayım... |
|
|
 |
|
BKM zaman
içinde "işe uygun adam" ilkesini "adama uygun iş" anlayışına getirdi...
Bu belki uzun soluk gerektiren tiyatro ve televizyon dizileri için doğru
bir yaklaşım olabilir... Ancak peliküla'ya film çekiyorsanız, yani
sinema yapıyorsanız bu anlayış BKM'ye faydadan ziyade zarar getirmeye
başlayacakmış gibime geliyor... |
 |
|
"Yazar" Yılmaz Erdoğan
bir sinema filmi senaryosu yazmak için daktilosunun başına oturduğunda
büyük ihtimalle hayal gücü BKM Oyuncuları'nın hemen hemen her birine bir
rol yazmak mecburiyetiyle kısıtlanıyor olsa gerek... |
 |
| "Yönetmen"
Yılmaz Erdoğan da kadrosunu yaparken aynı problemi yaşamış... Bu o kadar
belli ki... |
 |
| Cevap
verir mi bilmem ama sormadan edemeyeceğim... Yönetmen Yılmaz Erdoğan,
kadrosunu bu kıstasların çok ötesinde yapmaya kalkışsa, yani oyuncu
havuzu BKM değil de bütün Türkiye olsa böyle bir kadro mu yapardı? |
 |
| Filmde
benim aklımda en çok kalan rol, mafya babasının muavinini oynayan (adını
bilmiyorum) meslektaşımdı... Rivayet o ki, film teklifi yapılırken
"Benim biraz şivem bozuk." dediğinde "Bozuk şiveni de al gel." denen
oyuncu... |
 |
| Tiyatro
buz üzerine yazı yazmaktır, televizyon dizileri de bugünden yarına
unutulmaya mahkum birer patlamış mısır... Ama sinema öyle değil... BKM
sinemada kadro muhafazakarlığını sürdürdüğü ölçüde yaptıkları
televizyonda yaptıklarından öteye geçmeyecek diye bir kaygım var... "Bir
Demet Tiyatro"da gördüğümüz suratları birer birer sinema perdesinde de
görmek hadisenin tadını kaçırıyor... |
 |
|
Diyeceksiniz ki kadroya BKM dışından katılan oyuncuların durumu ne?
Mesela bir Ebru Akel var... Hafızam beni yanıltmıyorsa bir güzellik
yarışmasında derece alarak güzelliğini tescil ettirmiş biri... Lâkin bu
yarışmalardan birine katılmış biri olarak sürekli "Güzellik yarışmasına
katılacağım." diyen bir rolün kendinden en az sekiz on yaş daha genç
birinin oynaması gerektiğini en iyi o bilir... Kadınların yaşı konu
edilmez ama Ebru Akel oynadığı rol için maalesef hayli yaşlı kalmış ve
inandırıcı olamıyor... Kadroya katılmış, bir şekilde rol bulunmuş... |
 |
| Neyse,
sanırım derdimi anlatabildim... |
 |
| Filmin
konusunu anlatıp da seyrin tadını kaçırmadan filmle ilgili bir kaç şey
daha yazılabilirmiş gibime geliyor... |
 |
| Çok
konuşulan helikopter çekimleriyle başlayalım... Doğrusu biraz abartılmış
olmakla beraber İstanbul'un (her şeye rağmen) büyüleyici güzelliğini
görmek çok keyifli... Filmin genelinde de Uğur İçbak'ın görüntüleri,
kullandığı filtreler fotoğraf tadıyla resim tadını birleştirmeyi
başarmış, ellerine sağlık... |
 |
| "Müzik /
Film Score" gibi bir kavramın (Türkçeleşmesini umarak) belirtilmesi çok
yerinde bir karar... Ozan Çolakoğlu filmi son derece iyi deşifre etmiş
ve özellikle "score"ları abartmayarak önemli katkıda bulunmuş... |
 |
| Oyuncu
yönetimi konusunda ciddi anlamda Salih Kalyon'a takıldığımı söylemek
istiyorum... Filmin baskın sahnesinde müthiş karizmatik, oturaklı
adamın, mahalle hayatında çizdiği kompozisyon birbiriyle hiç ama hiç
örtüşmemiş... Mahallede öyle yaşayan, konuşan adam rol yaparken akıllara
durgunluk veren zavallı adam birden Sean O'Connor oluveriyor... Bu da
filme maalesef karikatürize bir hava veriyor ve bunca farklılığın ancak
üst üste skeçler oynanan televizyon dizisi tadı getiriyor... Hele
neredeyse "zenci" gibi boyanmış polis figürü Caner Alkaya, makyajcı
Suzan kardeş'in notunu bir miktar kırmamızı gerektiriyor... 15.000 YTL
az para değil, seyirciyi boş verin, Osman Gidişoğlu ile Bican Günalan
nasıl inansın... |
 |
| Majörlere
geçmeden önce Neslihan Yeldan'ın kısacık rolde gösterdiği performansı
övmeden edemeyeceğim... Ağırlıklı olarak çok yakın planlarla çekilen
sahnesinde o denli başarılıydı ki, o kadar olur yani... |
 |
| Ve
majörler... Bu noktada yine senaryo ve yönetimle ilgili bir şeyler
söylemek gerekiyor, çünkü adlarını anarken düğmemizi iliklediğimiz Altan
Erkekli ve Demet Akbağ'dan söz edeceğiz... |
 |
| Nedendir
bilemiyorum bu iki usta da göründükleri ilk kareden son kareye kadar tek
düze bir yorumla karşımıza çıktılar... Öğrencileriyle konuşurken aynı,
birbirleriyle konuşurken aynı, polisle konuşurken aynı, hirsızla
konuşurken aynı, aynı, aynı, aynı... |
 |
| Neden? |
 |
| Oyuncu
kısmının iş iyi olduğunda "çok iyi oynadıklarını" iyi olmadığında
"yönetmenin oynatmadığını" öne sürdüklerine çok şahit olmuş biri olarak
bu "Neden?" sorusunu ciddiyetle sormak gerektiğine inanıyorum... |
 |
| Bu iki
"tip" neden bu kadar tekdüze? |
 |
| Tolga
Çevik... Güzel bir rol ve son derece de güzel realize edilmiş... Ancak
uzunluğuyla paralel renklenmiyor... Başta neyse sonda da o... (Filmin
konusun ele vermeyeceğim için ayrıntıya giremiyorum ama) finalde akıl
almaz bir one man show beklemek ve bu konuda hayal kırıklığı yaşamak
reva-i hak mıdır yani? |
 |
| Özgü Namal...
Bıcır bıcırlığı ile çok başarılı... Lâkin nasıl oluyor da attığı her
adımdan korkan bir ailenin ferdi olarak mafyozi bir adamla buluştuğunda
da bunca rahat... milyarların döndüğü bir piyasada ailesinin süpermen'i
takip ettiği kadar kendinin de takip altında olabileceği fikri hiç
aklına gelmiyor anlaşılır gibi değil... |
 |
| Başak
Köklükaya... Filmin değişimlere en çok reaksiyon gösteren
rolü/oyuncusu... Lakin (muhtemelen çok güzel bir suratı var diye) o
kadar çok yakın plan gösterilmiş ki kıpırdamıyor, kıpırdayamıyor...
Kadraj kısıtlaması altında... |
 |
| Cem
Yılmaz... |
 |
| Bu noktada
duralım... Bunca zaman edindiği şöhretin kaynağından çok uzak bir rol
oynuyor... Gülerek güldüren bir adam Cem Yılmaz... Bu filmde (belki de
ilk kez) bu durumun tam aksi bir görev üstlenmiş... Cem Yılmaz hakkında
vıdı vıdı edenler, oyuncu mudur nedir tartışması yapanlar "Organize
İşler"i seyretsinler... Ve tabii ki bu rolü daktilosunda yaratan Yılmaz
Erdoğan'a da hakettiği payı verelim... "Müslüm" filmin fazlasıyla
inandırıcı rolü olarak beyazperdeye yansımış... |
 |
| Ve
"oyuncu" Yılmaz Erdoğan... Muhtemelen yönetmenden torpilli olduğu için
"dinleme planları" çokça kullanılan Yılmaz Erdoğan... Bu kadar mı iyi
dinlenir... Netice itibariyle laf ederken oyunculuk yapmak nispeten
kolaydır... Lâkin "dinlerken" bunu becermek o kadar da kolay değildir...
Yılmaz Erdoğan bu konuda "bence" ciddi anlamda bir virtiyözite
gösteriyor... |
 |
| Bu noktada
Mustafa Preşeva'yı da anmadan etmeyelim... Filmin kurgusunda yer yer bu
dinleme planlarını o kadar yerli yerinde kullanmış ki beyazperde
oyuncuların yanı sıra seyirciyi de filme katmış... Biri bir laf
ettiğinde seyirci olarak dudaklarımızı ısırıyorsak ekranda da
dudaklarını ısıran birini görüyoruz, gözlerimizi kırpıştırıyorsak
ekranda da birileri gözünü kırpıştırıyor... |
 |
| Filmde
dudaklarını ısıran, ya da gözlerini kırpan birileri mi var. Bilmem...
Ama dinleme planları o kadar iyi ki bana öyle geldiğini itiraf
etmeliyim... |
 |
| Mesela
(galiba hiç lafı yoktu...) Özgür Kaymak (Mafya babası muavininin karısı)
ekrana öyle bir yerleştirilmişti ki biz "Bacımsın" diyen adamın her bir
hücresiyle karşısındakine "Bacısı" gibi baktığını hissedebildik... |
 |
| Netice
itibariyle hiç de hayra alamet gibi görünmeyen bu yazının sona ermesi
gerektiğini düşünmeye başladık... |
 |
| "Organize
İşler" yeni milenyumla başlayan "yeni" Türk sinemasının önemli ve özel
filmlerinden biri... Çünkü büyük büyük hedefleri yok, sıradan olmaya
çabalayan bir film... Bu da bence iyi haber çünkü artık yerli film
seyretme çıtası entelektüel düzeye göre çok yükselmişti... "Organize
İşler" bu çıtayı benim de içinde bulunduğum sıradan insanların
seviyesine çekmek açısından önemli bir adım... |
 |
| 1960'lı
yıllarda benim gibi acayip adamlar olsa ve yukarıda yazdıklarımı yazsa
belki de N'ayır, N'olamaz'lı filmlere bir "şekil" verilirdi... Bunu
nasıl beceremediler bilemiyorum... |
 |
| Son söz
olarak Erdal Tosun'un rolüyle ilgili bir şey söyleyeyim istiyorum, çünkü
bu dramaturji açısından ciddi bir hata... |
 |
| (Yine
filmin tadını kaçırmamak adına açık açık yazamıyorum...) |
 |
| Erdal
Tosun kız kaçırma sahnesinde keşke hiç konuşmasaydı... Konuşmasa rolün
tadı çıkacaktı... |
 |
| Çıkmadı...
"Bir zamanlar çok konuştum, ama işe yaramadığını gördüğüm için
vazgeçtim." cümlesi yıllar yılı ağzımıza pelesenk olacağına moda deyimle
"yalan oldu..." |
 |
| "Organize
İşler" belli ki epey bir emekle beyazperdeye taşınmış... Emeği geçen
herkese teşekkür ediyorum... |
 |
| Zehir
zemberek yazdıklarım da dehasını kıskandığım Yılmaz Erdoğan'ın daha
iyisini yapabileceğini hissetmemden kaynaklanıyor... Bu kadar iyi
"dinleyen" bir adamın beni de dinleyeceğinden eminim... Kameranın ya
önünde olması gerekiyor, ya da arkasında... |
 |
| İkisi
birden delikanlıya ters... |
 |
|
|
|
|