|
Hep
anımsarım neredeyse on sinemanın yan yana olduğu ve o küçük ailemizin
birinden diğerine koşuşturduğu cıvıl cıvıl Sular Semti’ni. Adana’daki
yaşamımın belki de en güzel anılarını oluşturur o canlılık. Birinde film
başlamıştır mesela…-Aaaa…Film başlamış! -Eh, o zaman haydi ötekine
bakalım… - Şunda Yılmaz Güney’in filmi oynuyor, ona gidelim bence… - Yok
yok ona gitmeyelim, ikinci film güzel değil. -O zaman, bakın Bahar’da
ecnebi film oynuyor…Hem ikisi de güzel, ona gidelim!.. Acele gişeden
bilet almalar…Teşrifatçı eşliğinde içeri girmeler, yer beğenmeler…Bu
arada çocukluktan genç kızlığa geçişin verdiği hafif utangaçlıkla
çevreyi çaktırmadan süzmeler…Aile bölümünde, en güzel yerde konaklama…
Perdeye görüş açısını ayarlamalar… Uzun boylu biri öne oturduğunda yer
değiştirmesi için ricalar… Söyleyemediğin zamanlarda nasıl perdeyi
göreceğim sancısı…Erken başlayan filmlerden duyulan kakofoni…Film
seslerinin adeta yarışırcasına her yandan gökyüzüne yükselmesi. Bu arada
pırıl pırıl, bol yıldızlı bir gökyüzü…Film başlamadan ve film oynarken
yanından geçen; “- Soğuk ayraaan, meşrubat, kola, gazozzz!... Zaman
Gazozuuu…Yok mu isteyen?...” ya da “- Günebakan…Eğlence isteyen?”, “ -Tazze
tazze Antep fıstığı, fıstııık, tazze tazzeee…” sesleriyle
satıcılar…Annemin ya da babamın henüz otuzlu yaşların verdiği enerji ve
canlılıkla; -Bir şey ister misin? soruları… Kızkardeşimin çocuk arabası
içinde, arabanın önündeki demire sarılmış o çiçek aşısı izli -henüz
küçülmemiş iz, taze ve kocaman!...- kolları, minik elleri…Kimi zaman o
demire dizili boncuklarla oynayışı…Meraklı bakışları, keyifli
gülücükleri… Benim adeta bir genç kız edasıyla, bir yandan da küçük anne
rolünde onunla ilgilenişim vs… Yazlık sinemalarda geçirdiğim gecelere
dair o kadar çok fotoğraf var ki dağarcığımda… Belki de zamanla, o
sinemalar teker teker elimizden gittikçe, özlemin de etkisiyle olacak,
pek çok geceyi de ben besledim, büyüttüm ve süsledim. Ama bir gecede iki
sinemaya gittiğimizi çok iyi anımsıyorum. Film başlama saatlerini
karşılaştırıp, bir filmi birinde, ikincisini ötekinde seyrettiğim
zamanları. Sonra eve dönüşte kurulan hayaller, portakal bahçesi içinde
iki katlı dede evinin o geniş damında, cibinlik altında gökyüzündeki
yıldızları seyretmeler… Bütün o film kahramanlarımı tekrar tekrar hayal
ederdim… Hiç bıkmadan!...Yıldızlar o kadar çoktu ki!...Her gece bir
yıldızda buluşurdum onlarla…Özgürdüm…İstediğim yıldızı seçerdim…Ay’ı
değil yıldızı seçerdim. Çünkü yıldızlar daha uzaktaydı... Her zaman bana
Ay’dan daha gizemli ve büyüsel gelen yıldızlar…Çevre düzenini de ihmal
etmezdim tabii…Bir yığın ayrıntı…tüm inceliği ve güzelliğiyle yerli
yerine otururdu...Sonra uyuya kalırdım yıldızları yastık yaparak…
Ne çok
film seyreder ve ne çok hayal kurardım o zamanlar… Bütün bunları o
yılların Adana’sındaki onlarca yazlık sinemaya borçluyum… Artık
anılardan günümüze, yani gerçeğe dönmenin zamanı geldi… Nerelerden
nerelere geldik dedirten gerçeğe…
Konular…
Gerçekten sinemanın Adana’da çok önemli bir yeri vardır ellili
yıllardan yetmişli yılların ikinci yarısına dek. Özgün ve çelişkilerle
yüklü karakteristiğiyle sinemamıza elverişli bir kaynak oluşturmanın
yanında, Türk Sineması’nda adeta bir yol ayrımı olan Yılmaz Güney
sinemasının da beslenip güçlenmesine katkıda bulunan Çukurova ve Adana
kentinde sinema çok renkli ve dinamiktir bu yıllarda. Örneğin 1965
yılında yılda 4.191.373 kişi gider sinemaya. Diğer eğlence yerlerini
tercih edenlerin sayısı yılda yalnızca 132 707’dir.1 Ayrıca
ellili ve altmışlı yıllarda, yoğun ilgiden ötürü sinemalarda abonman
usulü bilet satışının yanında, karaborsa bilet satışına da sıklıkla
rastlanmaktadır.2
Öte
yandan Adana çelişkileri ve ikilemleriyle filmciler için çarpıcı bir
malzemedir de. Bundan ötürü pek çok senaryoya esin kaynağı olmuş,
ülkenin sorunlarını sinema diliyle aktarmada elverişli bir yöre olma
özelliğini eskilerden bugüne korumuştur. Belleğimi şöyle bir
yokladığımda; Yılmaz Duru’dan “İnce Cumali”, Fikret Hakan’dan “Cennetin
Kapısı”, Türkan Şoray’dan “Yılanı Öldürseler”, Erkan Yücel’den
“Bereketli Topraklar Üzerinde” gibi filmler hemen aklıma geliverenler.
Yılmaz
Güney’in “Umut” filmi bir köşe başıdır sinemamızda. Yılmaz Güney
sinemasının ve sinemamızdaki “Yeni Gerçekçilik” ve “Toplumcu
Gerçekçilik” etkileşiminin de ilk basamağını oluşturan bu filmde; batıl
inançlar ile yoksulluk arasındaki ilişki sorgulanırken, bu
olumsuzlukları yaratan Çukurova’daki sosyal, ekonomik koşullar ve
çelişkiler sergilenir film boyunca. Yılmaz Güney’in başlayıp Şerif
Gören’in tamamladığı “Endişe”de de, yine pamuk işçilerinin zorlu
yaşamları içinde geleneklerin baskısı işlenir. Roman ve öykülerine,
doğduğu ve yaşadığı kent Adana’yı konu alan Orhan Kemal’den yapılan film
uyarlamaları da buram buram Çukurova kokan ürünlerdir. Bu filmlerden en
dikkate değer olanlarından biri “Bereketli Topraklar Üzerinde”de
(Yönetmen: Erden Kıral) yine pamuk işçilerinin yaşam mücadelesi,
işçileşen topraksız köylüler, sanayileşmeyle birlikte gündeme gelen işçi
yaşamı konu olarak işlenir. “Eskici ve Oğulları”, “72.Koğuş”, “Murtaza”
gibi filmler de Adana konulu diğer film uyarlamalarıdır.
Anımsadığım bir başka Adana filmi de; 7. Altın Koza Kültür ve Sanat
Festivali’nde (Eylül-Ekim 1993) En İyi Film Ödülü alan Memduh Ün’ün
“Zıkkımın Kökü”. Bu fimde de bir öykü yazarının penceresinden,
çocukluğunu geçirdiği o yılların Adana’sından bir kesit sunulur. Adana
koşullarında yaşayan ve tüm yoksulluklarına karşın adeta bir derviş
tevekkülüyle küçük mutlulukları yakalamayı başarabilen bir aile ve
yazlık sinemalarda çeşitli işler yaparak aileye katkıda bulunurken,
sinema merakını da işiyle kaynaştırıp hazza dönüştürmeyi becerebilen bir
afacanın yaşamı anlatılır. O yılların Adanası da fon olarak kullanılır.
Salonlar…
Cumhuriyet’in ilk yıllarından yetmişli yılların sonlarına dek
vizyondaki en yeni yerli ve yabancı filmlerin tutup tutmayacağı Adana’da
belli olur. Bu filmlere ev sahipliği yapan sinema salonlarından en
önemlileri: Asri Sinema, Tan Sineması, Alsaray Sineması ve Erciyes
Sineması’dır. Sonraki yıllarda yeni salonlar da katılmıştır bunlara.
Seksenli yıllarda, İnönü Caddesi’yle Ziya Paşa Bulvarı’nın
kesiştiği noktadaki alanda çok katlı bir iş merkezine yerini bırakmak
zorunda kalan o meşhuuur Asri Sinema… O kenarları dantelli pamuklu ya da
ipekli mendilleri göz yaşlarımız için yanımıza almayı asla unutmadan, o
melodramatik aşk öykülerini bir an önce izleyebilmek için
koşuşturduğumuz Asri Sinema…Yalnızca film gösterimi değil, aynı zamanda
tiyatro, operet ve halkevi etkinliklerine de ev sahipliği yapmış bir
salondur Asri Sinema.
Cumhuriyet Dönemi’ne devroluş öyküsü Türkocakları emlakının
satışıyla başlar. 1931 yılında Türkocakları’nın kapatılmasıyla birlikte
aynı yıl satışa çıkartılır. Basında çıkan satış ilanı ilginçtir:
“ Senelik icar bedeli
3500 lira olan, Kuruköprü Han kurbu mevkiinde 600 metre murrabaı üzerine
mebni, dahilen 1000 kişi istiabına kâfi ve fevkalâde sıhhi ve fenni son
sistem sabit sandalyeler ve kanepelerle mücehhez büyük bir salon ve her
biri dört kişilik 11 loca ve 150 kişi istiabına göre yapılmış balkon ve
muhteşem sahnesi ile, sahnenin iki tarafına karşılıklı 4 oda, sahne
altında büyük bir depo, muntazam makine dairesi ve büyük sistem motorize
dinamo ve fennin icabatına göre tesis edilmiş apay dairesiyle sesli,
sözlü, şarkılı olmak üzere son sistem makinesiyle aspiratörler mücehhez
ve haricen büfe, gişe, methal salonu, havi ve son sistem elektrik
tesisatı ile tenvir edilmiş su tulumbası ve diğer müştemilatını havi
kârgir sinema satılıktır. Müzayede müddeti 20 Teşrinisâni 931-20
Kânunuevvel 1931’dir. Muvakkat ihale günü 20 Kânunuevvel 1931 Pazar günü
saat 15’tir. İhale yeri: Şimdiki Halk Fırkası Binası’dır ”3.
Bir
diş hekimi olan Bedri Bey tarafından satın alınan Türkocağı
Sineması’nın, Mayıs 1931 yılından itibaren adı değiştirilerek, o
dönemdeki “Batılılaşma ve Asrileşme” hareketinin de etkisiyle “Asri
Sinema” adını alır.
Ellili yıllara dek Adanalı’nın sinema anılarını renklendiren diğer
bir sinema da “Tan Sineması” dır. Abidinpaşa Caddesi’nde, bugünkü Merkez
Bankası’nın yerinde olan bu sinema eski bir Ermeni kilisesinden
bozularak sinemaya dönüştürülmüştür. “Yeni Sinema” adıyla da filmler
gösterilen bu sinemanın sahibi; bir süre Türkocağı ve Alsaray
Sineması’nı da işleten Baki Tonguç’tur. O yılların Tan Sineması ve Baki
Tonguç’un sinema anlayışı üzerine gazeteci Yusuf Ayhan’ın verdiği
bilgiler dikkat çekicidir: “ Sinemanın medeniyet ve eğlence unsuru
olduğunu düşünerek Adana’da gece hayatının doğmasına önem veriyordu Baki
Tonguç. Nihayet şimdiki ‘Asri Sinema’nın ‘Türkocağı Sineması’ olarak
Türk ocağı tarafından işletilmesine âmil olmuştu. Türk Ocağı
Sineması’nın başarısı karşısında, Abidinpaşa Caddesi’nde, bugünkü Merkez
Bankası’nın yerinde modern bir sinema kurulmuştu. Adana artık asrilik
yolundaydı. Kendi adına açtığı bu sinemada kadife koltuklu localar
meydana getirmişti. Halk için güzel döşenmiş parter, temiz bir balkon
tanzim ettirmişti. Sinemanın başlama saatine kadar antrakt yapan küçük
bir de orkestra koymuştu. Ne yazık bu lüks sinema tutmamıştı ”4.
Ener
Ailesi’nden Raşit Ener’in sahibi olduğu “Alsaray Sineması” da,
Cumhuriyet’in ilk yıllarından yetmişli yılların sonuna dek, Lale ve
Elhamra adlarıyla da hizmet verir Adanalı’ya. Özellikle sinemanın isim
değişikliği konusunda çeşitli eleştiriler yöneltilir o yıllarda. Bu
eleştirilerden biri Yeni Adana Gazetesi’nde Açıkgöz rumuzuyla yazan bir
gazeteciye aittir: “ Adana’da bir kahve bolluğu alıp yürüdükten sonra
şimdi de sinemacılık bir bolluğa gidiyor. –Asri Sinema, -Yeni Sinema,
……. Sineması. Asri Sinema ile Yeni Sinema’yı anladık. Fakat ‘Elhamra’
deyince hatıra gelen şey Endülüs tarihidir. Ve Endülüs’le Adana arasında
koca bir deniz var. O halde Adana’da açılmış olan bir sinemaya ‘…….’
İsmi verilmesinin sebebi nedir? Lale gibi sade ve herkesin anladığı bir
isim dururken Lale’yi söküp yerine Endülüs Sarayı’nın direklerini dikmek
herhalde meçhulünün halli kolay olamayan bir muadeleye benzer ”5.
Sonraları “Alsaray” adını alan bu sinema yaklaşık yetmiş yıl süren
serüveniyle Adanalı’nın anılarında önemli bir yer edinmiştir.
Erciyes Sineması da 1949 yılında hizmete girer. Sinemanın açılışı
dolayısıyla gazeteye verilen ilanda, sinemanın özellikleri konusunda
şunlar söylenmektedir:
“ Yalnız Adana’nın
değil, bütün Türkiye’nin en modern ve en son sistem tesisatlı Erciyes
Sineması 29 Ekim Cumartesi akşamı açılıyor.
En muazzam filmleri
Dünyanın En Mükemmel ve En Tabii Sesli R.C.A. Sinema Makinalarından
Görecek ve Dinleyeceksiniz.
Sinemayı; 30 Seneden
beri Memleketimizin En Büyük Sinemalarını işleten ve Amerika’nın (Varnerbros)
(Paramount) ve (Eagle Lion) Gibi En Mühim Film Şirketlerinin Filmlerini
Türkiye’de Tevzî Eden Lale Film Şirketi İşletmektedir”6.
Ayrıca, Halkevi Salonu olarak 4 Haziran 1940 yılında hizmete açılan
ve bugün Büyükşehir Belediye Tiyatro Salonu olarak, çeşitli
toplantıların ve meclis görüşmelerinin yanında, hem Adana Devlet Senfoni
Orkestrası’na ve bir çok yerel tiyatroya, hem de turne topluluklarına,
kısacası her tür etkinliğe hizmet vermekten yorgun düşmüş tiyatro
salonunda da, zaman zaman Halkevi, altmışlı yıllarda kısa bir süre
varlık gösteren Sinematek Kulübü tarafından, bazen de Sinema Günleri
kapsamında filmler gösterilmiştir.
Altmışlı yıllar yeni anayasa ve ardından gelen göreceli özgürlük
ortamının da etkisiyle yerli film piyasasının hareketlendiği yıllardır.
Sinemada toplumsallığın vurgulandığı ve var olan çelişkilerin gerçekçi
bir üslupla aktarıldığı filmlerle, yerli salon filmlerinin,
melodramların yoğunlaştığı yıllardır bu dönem. Sinema salonları bu
yıllarda hızla çoğalır Adana’da. Artış yetmişli yıllarda da sürer.
Ortadoğu’nun en modern sineması olarak lanse edilen Sun Sineması 1966’da
hizmete girer. Sahibi yine Ener Ailesi’nden Cahit Ener’dir. “Batı
Yakasının Hikayesi” adlı bir klasikle açılışını yapan modern Sun
Sineması7, doksanlı yıllarda balkonunu yitirmiş durumda
hizmet sunmakla birlikte, adeta kötü yazgısını bekleyen bir salon
konumuna gelir.
Yetmişli yıllarda merkezde Arı Sineması, Set Sineması, Sular
Sineması, Güleröz Sineması, Park Sineması, Arzu Sineması gibi salonlarla
birlikte semtlerde de pek çok sinema hizmete girer.
Ahhh… Nerede O
Eski Yazlık Sinemalar…
Adana’da iklimin de etkisiyle uzun geçen yaz mevsimleri ve sıcaklar
“Yazlık Sinemalar”ı eğlence dünyasının baş köşesine yerleştirmiştir.
Gerçekten de seksenli yıllara dek Adana adeta yazlık sinema bolluğu
yaşayan bir kent olmuştur. Uzun yaz gecelerinde, Adanalı’nın çoluğu
çocuğuyla, eşiyle dostuyla, çekirdek-fıstık-fındık ve soğuk gazozlarıyla
vazgeçilmez bir yoldaşı olurken, o yıllarda dışardan gelenler tarafından
“garip” bulunan, kent aydınları tarafından da “ilkellik” olarak
eleştirilen “Bekarlar-Aileler” ortamıyla, Adana’nın özgün kimliğinin
göstergelerinden biridir de bu yazlık sinemalar. Yetmişli yıllarda
sayıları 100’ü aşan bu sinemaların çoğu Sular Semti’nde toplanır. Aynı
zamanda her mahallede bir sinema bahçesiyle, bugünkü yoz eğlence
anlayışının daha aklı başında kaynakları olmuştur bu her biri en az bin
kişilik mekanlar.
Yetmişli yılların gazetelerinden derlenilen bu yazlık sinemalardan
ve filmlerden aşağıda sunulan bir demet örnek, belki de bize derin bir
iç geçirtecek ve dudaklarımızda; “Ah ahh… Nerede o yazlık sinemalar!...”
nostaljisine dönüşecektir:
|
FİLMİN ADI |
OYUNCULARI |
YAZLIK SİNEMANIN ADI |
| |
|
|
| -“Söz
Müdafaanın” |
Ediz
Hun-Hülya Koçyiğit |
|
|
“Sabah Olmasın” |
Ayhan
Işık |
SES |
| |
|
|
| -“Söz
Müdafaanın” |
Ediz
Hun-Hülya Koçyiğit |
|
|
“Sabah Olmasın” |
Ayhan
Işık |
ESENDAM |
| |
|
|
| -“Sen
Bir Meleksin” |
Ediz
Hun-Hülya Koçyiğit |
|
|
“Osmanlı Kartalı” |
Cüneyt Arkın-H.Aşan |
EMEK |
| |
|
|
|
Karaoğlan” |
Kuzey
Vargın |
|
|
“Yarın Başka Gündür” |
Hülya
Koçyiğit-Murat Soydan |
NARLICA |
| |
|
|
|
“Karaoğlan” |
Kuzey
Vargın |
|
|
“Yarın Başka Gündür” |
Hülya
Koçyiğit-Murat Soydan |
AİLE |
| |
|
|
|
“Kanımın Son Damlasına Kadar”
|
Yılmaz Güney |
|
|
“Yusuf İle Züleyha” |
Cüneyt Arkın-Firüzan |
BULVAR |
| |
|
|
|
“Fosforlu Cevriye” |
Türkan Şoray-Tanju Gürsu |
|
| “Sen
Bir Meleksin” |
Ediz
Hun-Hülya Koçyiğit |
İSTİKLAL |
| |
|
|
|
“Yaşamak Ne Güzel Şey” |
Öztürk Serengil |
|
| “Kan
Su Gibi Akacak” |
Yılmaz Güney |
SEMA |
| |
|
|
|
-“Ateşli Çingene” |
Türkan Şoray-Ediz Hun |
|
|
“Kanımın Son Damlasına Kadar” |
Yılmaz Güney |
HALK |
| |
|
|
| -“Aşk
ve Kumar” |
|
|
|
“Orango Ölüm Treni” |
|
ÇAMLI |
Baykal Sineması, Renk Sineması, Yavuzlar Sineması, Zafer Sineması,
Melek Sineması, Cemalpaşa Sineması, Gar Sineması, Mehtap Sineması Sular
Sineması, Denizli Sineması, Köşk Sineması, Dünya Sineması, Venüs
Sineması, Site Sineması ve Bahar Sineması gibi daha pek çok sinema
eklenebilir bu listeye.
Geriye Ne
Kaldı?...
Sinemasal açıdan Adana’da oldukça yoğun ve renkli geçen
bu süreç yetmişli yılların sonlarına dek sürer. Ülke ekonomisinin
bozulmasına bağlı olarak yerli sinema da krize girer. Sosyal ve ekonomik
bozulma ve yozlaşma sinema sektörüne olduğu kadar seyirciye de yansır.
Seyircinin ilgisini çekmek için ucuz maliyetli seks filmleri ve şarkıcı
filmleri furyası başlar. Başka bir deyişle sinema piyasasında yanlış
üzerine yanlış yapılır. Ekonomik bunalımın siyasi bunalıma dönüşmesi,
ideolojilerin kutuplaşarak sokak savaşlarına dönüşmesi, bu arada
televizyonun yaygınlaşması ve bütün bu kaosun ardından gelen askeri
darbe ve sıkıyönetim sinemaya da ağır bir darbe vurur.
Seksenli yıllar; değişen eğlence anlayışı, ülke insanına
giydirilmeye çalışılan yeni siyasi ve ekonomik kimlik ve yavaş yavaş yok
edilen ya da iş hanları ve iş merkezlerine dönüştürülen kışlık salonlar
ve birer ören yerine dönüşen o güzelim yazlık sinemalar. Bir bakıma, bir
dönemin kapanıp başka bir dönemin açılmasına tanıklığın en açık
göstergesi olan, yok olmaya yazgılı sinema yaşamı. Yazgısına boyun eğer
çaresiz!... Bugün ise Adana’da birkaç kışlık sinema salonu, içinde en
fazla birer yüz kişilik küçük salonlarıyla hizmet veren birer mekan
haline gelir. Bu sinemalar; Metro Sineması, Arı Sineması, Özen Sineması
ve Sun Sineması’dır. Hiper ve Süper Market kültürünün yansımalarından
Carefour ve Real alışveriş merkezlerindeki sinema salonlarını da
unutmamak gerek.
Ülkemizde, sinemanın alt yapı ve politika üretiminde yaşadığı
tıkanıklığın yanında, dev Amerikan şirketleriyle rekabet edebilmenin
güçlüğü, medya ve bilgisayar teknolojilerinin gelişip yaygınlaşması,
ekonomik koşulların çalışanların ücretlerine ve bilet fiyatlarına
olumsuz yansıması gibi nedenlerin Adana’daki sinema yaşamının soluğunu
daralttığı söylenebilir. Tüm parlak sinema geçmişine rağmen… Yine de,
sinema severlerin zaman zaman düzenledikleri sinema günleri, uzun bir
aradan sonra yeniden yaşama geçirilen Altın Koza ve münferit filmlerin
topladığı seyirci potansiyeliyle sinema yaşamını canlandırma çabaları
sürmektedir Adana’da da.
Tüm bu
çabalara karşın hâlâ ve de ısrarla şunu söylemek geçiyor insanın -ya da
benim- için(m)den Adana’daki sinema yaşamı için:
- Ahh… Nerede o eski
yazlık sinemalar…Nerede hayallerim… Nerede o bol yıldızlı gökyüzüne
yükselen film sesleri!...
Nerdee… Nerdeee!...
|