|
İş, Ev, Kilise
Çehov 1860 yılının Ocak ayında
Rusya'nın bir taşra kenti olan Taganrog'da doğdu. Babası Pavel Çehov,
bakkaldı. Ancak babası için sanat ve din her zaman bakkallıktan daha ön
plandaydı. Bu yüzden hiçbir zaman başarılı bir tüccar olamadı. Sert,
otoriter ve merhametsiz bir insan olan Pavel Çehov çocuklarına kilisede ilahi
söyletiyordu. Çehovlar'ın başlıca uğraşı ilahiler, ev ve kilise
ibadetleriydi. Babalarının bu dini ve artistik eğilimleri çocukları için
bir işkence haline geliyordu. Bu ağır hayatı Çehov için anlamlı kılan
tek kişi, duygusal ve anlayışlı bir insan olan annesiydi.
Anton tüccar olacak
Kendisi ticarette başarı sağlayamayan
Pavel Çehov, oğullarından birini bu alanda yetiştirmeyi düşünüyordu.
Bunun için de Anton'u uygun gördü. Bu arada Anton liseye başlamıştı.
Ancak kilise korosu, dükkan işleri onun dersleriyle ilgilenmesine engel
oluyordu. Sonuçta çok da vasıflı bir okul sayılamayacak Taganrog Lisesi
uzadıkça uzadı. "Kılıflı Adam", "Edebiyat Öğretmeni"
adlı hikayeleri bu döneme aittir.
Bir süre sonra babasının borçları nedeniyle tüm aile Moskova'ya taşındı.
Anton'sa eğitimini tamamlamak üzere Taganrog'ta kaldı. 16 yaşındaki lise öğrencisi
Çehov üç yıl boyunca kendi hayatını kazandı. Birçok zorluk yaşadı. Tüm
bunlara rağmen bu dönem önceki yaşamından daha katlanılabilirdi. Dükkanda
oturmak, kilisede ilahi söylemek zorunda değildi. Bu zamanını yazmaya ve
okumaya ayırıyordu. Ayrıca artık hayata ve sosyal çevresine daha eleştirel
bir gözle bakabiliyordu.
Mutsuz çocukların otobiyografyafobisi var
Çehov'un hikayelerinde çocuklar
oldukça geniş yer tutar. Onun hikayelerinde mutlu, çoşkulu çocuklar çok
azdır. Tıpkı kendi çocukluğu gibi hüzünlü, incinmiş çocuklar vardır.
Çehov geçmişe dönüp bakmaktan hep korkardı. "Bende
otobiyografyafobi var." derdi.
1879 yılında liseyi bitiren Çehov Moskova'ya ailesinin yanına döndü.
Moskova Tıp Fakültesi'ne yazıldı. Ailesinin geçimine katkıda bulunmak için
dergilerde yazı yazmaya başladı. Bu dönemde kaleme aldığı yapıtlarını
"Melborne'nin Masalları" adı altında birleştirerek üniversiteyi
bitirdiği yıl ilk kitabını yayınladı. Çehov'un bu dönemde yazdığı yazılar
birer zorunluluktu; çünkü içinde bulunduğu çevre çıkarcı, ikiyüzlü ve
gericiydi. Bu durum onun edebi kişiliğini köstekliyordu; ancak para kazanmak
zorundaydı. Tüm bunlara yazdığı derginin sahibinin sürekli mizah yazıları
istemesi ve sansürün eklenmesi Çehov'u iyice zorlar hale geldi. Bu ortamdan
kendini sıyırmaya çalışıyordu.
Darwin'i Seviyorum
Üniversiteyi bitirdiği yıl
doktorluğa başladı. "Cerrahlık", "Kaçak", "Cansız
Ceset" hikayelerini bu sırada yazdı. Hekimlik, vaktini fazlasıyla aldığından
yazmaya vakit bulamıyordu. Bu durumda ikisinden birini seçmek durumunda
kalacaktı ve eserlerinin şöhreti de iyice yayılınca, doktorluğu bırakmaya
karar verdi. Çehov'un bilime olan bağlılığı şu sözlerinden bellidir:
"Darwin'i okuyorum. Ne haşmet! Müthiş seviyorum onu."
Çehov üzerine yazanların çoğu onun Çarlık Rusya'sını anlatışını,
bir doktorun hastalığı teşhisine benzetirler.
İkiyüzlüleri hiç sevmem
Çehov'un sistemli, düzenli bir
sosyal- politik görüşü yoktu. Her türlü haksızlığa, bayağılığa,
dalkavukluğa, ikiyüzlülüğe düşmandı. Eserlerinde bu sosyal kusurları
ele aldı. ("Memurun Ölümü", "Madalya",
"Bukalemun")
1886 yılında çıkan "Alacalı Hikayeler" adlı kitabından sonra
1887'de Çehov iki hikaye kitabı birden çıkardı: "Masum Sözler",
"Alaca Karanlıkta". Ertesi yıl "Alaca Karanlıkta" Puşkin
Ödülü'nü kazandı. Bundan sonra başarılar ardı ardına geldi.
Kim karamsar, ben mi?
Çehov'u artık okuyucunun her türü
seviyordu. Eleştirmenler de onun sanat gücünü kabul etmişlerdi; ama yazarı
karamsar olmakla eleştiriyorlardı. Çehov'sa karamsarlığı bütün ömrü
boyunca reddetti. Hayatına böylesine ilgi gösteren insan karamsar olamazdı.
Stanislavski de bu iddiayı kesinlikle reddederek şöyle diyordu: "Anton
Pavloviç gördüğüm en büyük iyimserdir."
Çehov'un hayat sevgisini kendisine ruhça en yakın kahramanı, "Vanya
Dayı"daki Astrov, güzel ifade ediyor. Hayatından memnun olup olmadığı
sorusuna şu karşılığı veriyor: "Genel olarak hayatı severim; ama
bizim hayatımıza, taşra hayatına, Rus hayatına, esnaf hayatına tahammül
edemem, ruhumun bütün gücüyle hor görürüm."
Sağlık durumum kötü, güneye bir gideyim
Yazarın kendini en rahat hissettiği yer halkın yanıydı. Bir dönemden
sonra kendini sosyal işlere verdi.1892 yılında Nijni Naugored vilayetinde başgösteren
kıtlıkla savaşmak için kurulan teşkilata katıldı. Aynı yıl Melihova adlı
bir köyde aldığı çiftliğe yerleşti. Böylece Çehov'un Melihova Dönemi
denilen dönem başladı. Yaratıcılığının zirvesindeydi. Yaşayışı çok
sadeydi. Halka yakın olmak, sosyal işlerle uğraşmak, onu mutlu ediyordu.
Buna rağmen sağlık durumu gittikçe bozuluyordu. Hastalığı iklim tedavisi
istiyordu ve Çehov güneye gidiyordu. Yalta'da bir yazlık evi vardı.
Yalta'da devrin büyük yazarlarının ve sanatçılarının ziyaret ettiği
yazar en çok Tolstoy'la ve Gorki'yle görüşüyordu. Moskova Devlet Tiyatrosu
oyuncusu Olga Knipper'le evlendi.
Sağlık durumu gittikçe bozulmaktaydı. Doktorlarının tavsiyesiyle
Almanya Bodenwagler'e taşındı. 1 Temmuz gecesi son şampanyasını içtikten
sonra uyudu ve bir daha uyanmadı.
|